Yahya Sinvar-Diken ve Karanfil (Bir Komutanın Kaleminden) Kitap İncelemesi
Yahya Sinvar’ın İsrail hapishanelerindeki uzun tutsaklık yıllarında, oldukça zor ve kısıtlı imkânlar altında parça parça kaleme aldığı Diken ve Karanfil romanını bitirdiğimde, sadece bir direniş hikâyesi okumuş gibi değil; bir halkın elli yıllık kederini, onurunu ve sarsılmaz iradesini bizzat tecrübe etmiş gibi hissettim. Bu eser, 16 Ekim 2024’te tüm dünyanın zihnine kazınan o son direniş anında, yaralı koluna rağmen düşman dronuna sopa fırlatarak teslim olmayan bir adamın, dünyayı sarsan hayatının ve ruhunun kâğıda dökülmüş halidir.
Sizinle bu sarsıcı kitaptan yaptığım, her biri birer hayat dersi niteliğindeki alıntılar eşliğinde bu eseri neden mutlaka okumanız gerektiğini paylaşmak istiyorum:
"Ey insan, evet, bir dakikalık onur ve şeref içinde yaşamak, işgal askerlerinin çizmeleri altında bir ömür yaşamaktan daha değerli..."
Sinvar bu satırları yazarken aslında 1962’de Han Yunus Mülteci Kampı’nda başlayan ve ateşle örülmüş hayatının felsefesini ortaya koyuyordu. Onun için özgürlük sadece çalınmış bir hak değil, acıdan doğan ve sabırla şekillenen bir fikirdi. Bu kitap, onuru her şeyin, hatta canın bile önünde tutan bir ruhun manifestosudur.
"Kısa sürede kamp bir 'Direniş Akademisi’ne dönüştü: Bir çadırda Filistin davası tarihi dersleri, diğerinde güvenlik bilimleri ve sorgu teknikleri, bir başkasında cihat ve şehitlik fıkhı, okuma-yazma kursları ve Arapça hat sanatı eğitimleri veriliyordu."
Hikâyeyi küçük Ahmed’in gözünden izlerken, mülteci kamplarının sadece sefalet yuvaları değil; gençlerin altı aylık idari gözaltı sürelerinde bile kendilerini her alanda geliştirdiği devasa birer bilinçlenme merkezi, yani bir "direniş akademisi" olduğuna şahitlik ediyorsunuz. Sinvar, siyasi
kitapların ruha dokunduğuna, kişinin kendisini tanımlamasında çok çok yardımcı olduğuna inanıyorum. böyle okuyorsun bir satır mesela, şak diye yüzüne çarpıyor tokat gibi. ‘işte bu, anlatmak istediğim buydu benim.’ diyorsun ve daha çok sarılıyorsun kitaplara. böyle içine içine işleyen kitaplara denk gelmek de bence herkese nasip olmuyor. her sayfasında bir tokat yedim ben mesela ve gözyaşlarımı akıttım yine.
bu eser sizi manevi olarak doyurmaz, edebiyatın zenginliklerine götürmez. şahsi fikrim ama sizi sadece bu kitapta yaşananları yaşayanları alır bir çukurdan diğer çukura taşır. tutar elinizden, gerçeklerin ortasına fırlatır. kitap bittiğinde de bence ya benim için de böyle bir son olabilir dersiniz ya da pollyannacılık bu, böyle bir dönüşüm benim kaderimde yok dersiniz. ben bunu böyle yaptığım için böyle yorumlamak istedim. birkaç saatlik kitap keyfiniz için değil yani, özellikle biz kadınlar için.
kitabın yazarının gerçek adı aslında Édouard Louis değilmiş. adı Eddy Bellegueule’ymiş. ilk buna şaşırmıştım, ikinci olarak eşcinsel olmasına (kitapta buna çok çok az değiniliyor) ve üçüncü olarak anlattıklarının kendi annesinin hikâyesi olmasına. hatta kitap içerisinde birkaç fotoğraf dahi var, annesiyle çekildiği. kadının dönüşümünden sonra nasıl göründüğünü bile görebiliyorsunuz ve ben bundan çok etkilendim. yani, açıkçası ailevi sorunlarınız bu kitap üzerindeki gibi değilse çok da sizi etkileyeceğini sanmıyorum ama benim iliklerime kadar işledi ve okuduğumdan beri sözler yaramın kabuklarını tekrar tekrar kaldırıyor. bu kadın savaşımını bu şekilde vermiş, defalarca bedel ödeyerek ve bir kadın olarak doğduğu için belki de. ben ise verdiğim ve vereceğim savaşımın nasıl sonuçlanacağını şimdilik merak etmeye devam ediyorum. belki ben de adımı değiştirip her şey ve herkesten
Nasip edene hamd olsun..
İlk olarak kendisinin sosyal medya ve ardından yüz yüze sohbeti ile tanıdığım için çok müteşekkirim. Kitabını okurken sevgili yazarımın hoş hitabı ve muhabbeti ile tekrar hem hal olmuş gibiydim.
Kitabın içeriği bir aileyi, insanın özünü, toplumu ve bağları oldukça iyi ele aldığını görüyoruz. Her evde olması gereken ve çoğunluğun okuyup amel etmesi ile bazı şeylerin rayına oturacağı kesin. Açıkçası bir mümin bilincini olması gereken şekli ifade etmiştir.
Kendisinin kalemini okumak oldukça mutlu etti. Darısı tüm kitaplarını okuyup amel etmeye nasip olsun inşaAllah.
" Okuyalım, dinleyelim, seyahat edelim."
uzun zaman sonra bir kitabi bu kadar hizli bitirdigime inanamiyorum. sizin yerinizde olsam kitaba sifir on bilgiyle baslardim. keyifli okumalar dilerim
Bakara Suresi tefsirinin 3. cildini de bitirmiş oldum. her satırını sindirerek okuduğum bir kitap oldu. Naçizane tavsiyem, bu eserin kesinlikle not alınarak okunması yönündedir. Konuyla ilgilenen herkesin satın alıp kitaplığına katması gereken çok başarılı bir tefsir çalışması. İyi ki okumak nasip oldu; konuları derinlemesine inceliyor ve çok güzel örneklerle açıklıyor.
Kitapta 49 ile 89. ayetlerin tefsir açıklamaları yer alıyor. Kur'an-ı Kerim'in evrensel olduğunu, her döneme ve her kesime hitap ettiğini, kıyamete kadar da tek hak kitap olarak kalacağını bu eseri okurken bir kez daha derinden hissediyorsunuz.
Şimdi, kitaptan çok beğendiğim bir bölümü sizlerle paylaşarak sözlerimi noktalamak istiyorum:"
Allah (cc) ne buyuruyor ?
“Yoksa siz, Kitabın bir bölümünü inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz ? “
Tüm ayetler, hadisler ve tarihsel veriler,böyle seçmeci bir yaklaşımı reddeder.Bir kişinin,ayetlerin işine gelen kısımlarıni alıp,diğerlerini “mensup” diyerek geçersiz sayması; Allah’ın kelamının bir bölümünü geçersiz ilan etme cüreti göstermesi ; kendi teorisini vahyin önüne koyması ciddi bir inanç problemine işaret eder. Eğer bu tutum küfür değilse, küfür nedir ?
Herkese Merhaba
Bugün sizlere Aysun Koç kaleminden Tevekkül Doğum Masalı kitabının yorumu ile geldim
Nisan ayının sıradaki kitabı 2025 yılı basımlı 46 sayfalık bir kitap
Çok naif, kalbe şifa niyetine okunacak bir kitap.
•Hikayemiz Ahsen ve Addas’ın daha bebekleri dünyaya gelmeden niyetlerini tazelemeleri, helal lokma peşine düşmeleri ve hayırlı bir nesil için dua etmeleri başlıyor.
•Ahsen’in rüyasında gördüğü o siyah kutu ve içindeki Kevser yazılı kolye.. İsimlerin birer tesadüf değil, emanet olduğunu o kadar naif anlatmış ki yazar, çok etkileyiciydi.
•Doğum sancılarını korkutucu bir acı olarak değil de bebeğe kavuşturan şifalı dalgalar olarak tanımlaması bakış açımızı nasıl da kökten değiştiriyor. Ahsen’in sancılar geldiğinde bedenini serbest bırakıp fıtratındaki o güce güvenmesi tam bir uyanış anı.
•"Doğumda kendimi korkulara değil, sana teslim etmemi nasip et." Bu sadece doğum için değil, hayatın tüm fırtınaları için okunacak bir teslimiyet nişanı değil mi?
•Aysun hocamızın dili çok duru, bir terapi seansındaymışsınız gibi güven veriyor. Zaten kitap doktor, ebe ve psikolog onaylı; yani altı çok dolu bir manevi rehberlik sunuyor. Resimler ise o kadar sıcak ki, sayfaları çevirirken Ahsen’in evindeki o huzuru, komşusu Perihan teyzenin getirdiği poğaçanın kokusunu bile hissedebiliyorsunuz
•Eğer zihninizde doğumla, gelecekle ya da hayatın getirdiği belirsizliklerle ilgili korkular varsa, bu yetişkin masalı size çok iyi gelecek.
Yazarımızın kalemine sağlık
Kitap ile ilgili düşüncelerinizi yorum bırakabilirsiniz
Okumayı ihmal etmeyin
im t u b i s ʚĭɞ