erken çocukluk yıllarının travmalarını ve acılarını içimizde taşırız. yaşlandıkça sosyal yaşamımızda hayal kırıklıkları ve hareketler biriktiririz. sık sık değersizlik duygusu, yaşamda iyi şeylere layık olma duygusu içimizi kaplar. hepimiz ara sıra kendimizden kuşku duyarız. bu duygular zihnimize hakim olan takıntılı düşüncelere yol açtığı gibi kaygı ve hayal kırıklıklarımızı yönetmenin bir yolu olarak da deneyimlerimizi engellememize yol açar. acıyı dindirmek için bizi alkole ya da başka alışkanlıklara yönlendirir.
özgürlük duygusunun önündeki en büyük engel babasıydı. ne kadar denese de çaresizliğin derin duygularından kurtulamıyordu. sanki hala dayak yediğini hissediyor, iğneleyici eleştirileri hala duyuyordu.
sonunda babasını bir hikayenin karakteriymiş gibi incelemeyi denedi. böylece babasının babası ve önceki çehov kuşaklarını düşünmeye başladı. babasının düzensiz yapısını, geniş hayal dünyasını düşünürken onun da kapana kısılma duygusuyla dolu olduğunu ve bu nedenle içki içip ailesini ezdiğini anlamaya başladı. babasını anlaması ailesi için birdenbire kapıldığı koşulsuz sevgi selinin altyapısını oluşturdu. babası çaresizdi, bir baskıcıdan çok kurbandı. bu yeni duygu içinde parlarken kırgınlık ve öfkeden sonunda uzaklaştığını hissetti. geçmişin olumsuz duyguları sonunda yok olmuştu. zihni artık tümüyle açıktı. bu duygu öylesine heyecan vericiydi ki kardeşleriyle paylaşıp onları da özgürleştirmeliydi. çehov'u bu noktaya getiren şey, çok genç yaşta tek başına bırakılınca karşı karşıya kaldığı krizdi. on üç yıl sonra öteki yazarların küçük dünyaları yüzünden üzüntüye kapılınca benzer bir kriz daha yaşadı. bulduğu çözüm taganrog'da yaşadıklarını yeniden üretmekti. herkesi terk eden bu kez kendisi olacaktı, yalnız ve kırılgan kalmaya kendini zorlayacaktı.