Sevgi, kutsal ve sadık sevgi her şeye kadir değil midir? Ah, evet! Bu mezarda ne denli tutkulu, günahkâr, isyankâr bir yürek yatıyor olursa olsun, üzerinde yetişen çiçekler gene de masum gözleriyle uysal, sakin bakar bize: Yalnızca ebedi huzurdan, doğanın “kayıtsız”, büyük huzurundan değil, ölümsüz barıştan, sonsuz yaşamdan da söz ederler…
“Sözgelimi, sizler dövüşmez ve bu nedenle iyi insanlar sayarsınız kendinizi; bizlerse savaşmak isteriz! Evet, işin güçlüğü burada işte! Bizim tozumuz kör eder sizi, çamurumuz baştan aşağı kirletir; ayrıca, büyümedin sen henüz, küçüksün daha… Elinde olmadan beğeniyorsun kendini. Kendi kendine sitem etmekten hoşlanıyorsun. Oysa biz sıkılırız böyle şeylerden, başka şeyler gereklidir bizim için! Kırıp parçalamak isteriz diğer insanları! Sen tatlı bir çocuksun; ama hepi topu yumuşak, liberal bir bey oğlusun.”
“Katya ise, kendi gözyaşlarına sessizce gülümseyerek çocuk gibi ağlamaya başlamıştı. Sevdiğinin gözlerinde böyle gözyaşları görmemiş olanlar, insanın kalbi minnettarlıkla ve çekingenlikle titrerken dünyada ne denli büyük mutlulukların olabileceğinden habersizdirler.”
..Sonra sizin gözünüzde bütün anlamımı yitirdim, oysa siz bana iyi biri olduğumu söylüyorsunuz… Ölmüş birinin başına çiçekten taç yapıp koymak gibi bir şey bu
- Yanılmıyorsam, mutluluktan konuşuyorduk. Kendimden söz ediyordum size. Birden “mutluluk” sözcüğü çıktı ağzımdan. Söyler misiniz, sözgelimi müzik dinlerken, sevdiğimiz insanlarla güzel bir akşam geçirirken, onlarla sohbet ederken duyduğumuz haz neden daha çok bir yerlerde var olan büyük bir mutluluğun yansımasıymış gibi gelir bize? Nedeni nedir bunun? Belki siz hiç tatmamışsınızdır bu duyguyu?
- Deyimi bilirsiniz: “Mutluluk bizim olmadığımız yerdedir.”