lferd D. Souza'nın o soylu itirafı gibi:
Uzun zamandan beridir gerçek hayatın başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat herzaman yolumun üzerine bir engel, öncelikle erişilmesi gereken bir şey, bitmemiş bir iş, hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu. Sonra hayat başlayacaktı. Sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı.
İki gün sonra öleceğini bilip de aynı gün içinde bin kere ölmenin lüzmu yok.
Bize surat astıran şey ne o vakit?
Nedir insanları sanki en sevdikleri ölmüşçesine memnuniyetsiz kılan, birbirine düşüren, kırdıran, boğaz boğaza betiren bu harlı ateş?
Oğuz Atay Tutunamayanlarda şunları söylüyor:
Yatağımın karşısında bir pencere var.Odanın duvarları bomboş.Nasıl yaşadım 10 yıl bu evde? Bir gün duvata bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.