Spinoza’nın etiği bir neşe felsefesidir. Onun insan eylemleri hakkındaki görüşü, ahlâk anlayışı, eylemlerimize kılavuzluk ettiğini düşündüğü şey, neşeyle başlar ve yine neşeyle biter.
Haz programlanabilir: Sevdiğim televizyon dizisini izlemek, iyi bir restoranda arkadaşlarla akşam yemeği yemek, bir masaj salonuna gitmek, vb. şeyler için kendimi ayarlarım ve de bilirim ki bunlar zevkli anlar olacaktır.
Mutluluk inşa edilebilir: Kendi kendimiz üstüne eğilerek yapılacak bir çalışmadan, kişinin kendi hayatına bir mânâ vermesinden ve ondan doğacak angajmanlardan bir sonuç olarak çıkabilir.
Neşe ise öngörülemezdir.
Çünkü herkes yüreğinde kendi dünyasını taşır. Dünyaya yönelik bakışımız, dünyanın kendisi değildir; bizim algıladığımız hâliyle dünyadır. Bir yerde mutlu olan insan her yerde mutlu olacaktır. Bir yerde mutsuz olan da her yerde mutsuz.
Zevahire ve de başarıya endeksli narsistik bir sözümona-mutluluk durmadan göklere çıkarılır; bütün reklamlarda bize,gerçekte, en bencil ihtiyaçlarımızın doğrudan tatminiyle sınırlanan bir “mutluluk” satılır.
Haz ve mutluluk dışında, sağda-solda daha az işitilen ve hayatta engin bir memnuniyetin kaynağı olan üçüncü bir hâl de mevcuttur: Neşe.
“Bir olayla ve belirli bir süreyle sınırlı olan bir tepki olarak neşe, aynı zamanda hem zihinsel hem de fiziksel olan yoğun bir histir.”
Bir sınavı başardığımızda neşe duyarız. Yahut da bir yarışmayı kazandığımızda.
O hâlde, tercihimizin söz konusu olamayacağı durumda onu reddetmekten ve kadere karşı koymaktansa kabullenmek yeğdir.
Elimizden gelen başka bir şey olmadığında, durumu olduğu hâliyle kabullenmek ve hayata rıza göstermek yerinde olur.
Autarkeia, “özerklik”, yani mutluluğumuzu ya da mutsuzluğumuzu artık dışsal koşullara bağlı kılmayan bir içsel özgürlük.
Bilge her şeyi kabul eder.
Antikçağ filozofları buna, insanın mutluluğu, dışsal sebeplerden ayırmayı ve de onu kendi kendisinde yeniden bulmayı başarması gerektiği şeklinde cevap vermiştir.
Bu, mutluluğun daha yüksek bir biçimidir: Bilgelik. Bilge olmak, hayata razı gelmek ve onu olduğu hâliyle sevmektir.