Yaylı kapıyı iterek geçti. Burnuna hafif küflü ve keskin bir kitap kokusu geldi. Kitapçı dükkânlarının özel bir kokusu vardır Olric: nevi şahsına münhasır derler eskiler, işte ondan.
Kasabaya gidelim Olric; kitap alalım daha iyi. Biliyor musun Olric, adama az kalsın gidiyorum yerine gidiyorduk diyecektim.
Yabancılar için kasabalar birbirine benzer. Kasabada yaşayanlarsa, sayılamayacak kadar değişik özellikler bulurlar kasabalarında.
Yüzünü yıkadı, saçlarını ıslattı. Saçlarım azalıyor. Yalaktaki suda yüzünü seyretti: tenim daha genç, derim gergin. Yaşlanmış olsaydık bunu yapabilir miydik? Tolstoy, doksan yaşında yapmış efendimiz. Ben Tolstoy değilim Olric. Tolstoy entellektüel bir devmiş. Ufak tefek olduğunu söylüyorlar efendimiz. Üstelik geleceği düşünemiyormuş: büyük bir ümitsizlik içindeymiş. Bizimle birlikte gelseydi ne iyi olurdu.