AŞK BÖYLE YAŞANIR.

Aşk”, baş tacı edilerek, kalbin en temiz yerinde saklanacak bir duygu iken; maalesef onu ayağa düşünenler oldu.
Aşklarını insanlar ayağına düşüren insanlar ise, ne yazık ki kendileride ayağa düştü.
“Aşk” diye ete kemiğe sarılanlar, “aşk” diye her türlü değerleri ayaklar altına alanlar, aşktan nasipsiz insanlardır.
Çünkü aşk insan ruhunu temizler, olgunlaştırır, kişiyi ulvi duygularla donatır.
Günümüz insanının ve özellikle de günümüz gençlerinin en fazla problem yaşadığı konuların başında “aşk” gelir.
“Aşk Böyle Yaşanır” “aşk” diye yanlış ilişki içinde olan ve çok zaman da bu uğurda kişilik değerlerini yitiren bazı insanlara örnek olması, dileğiyle hazırlamışım.

Beyza, Eski Bahçe Eski Sevgi'yi inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Herkese hayırlı Ramazanlar uzun zaman sonra bir yorum ile geldim çok şükür.. Tezer Özlü | Eski Bahçe.

Kitabı bu ay içerisinde bitirdim şu an gününü tam olarak hatırlayamıyorum. Tezer Özlüye ilk zaman dışı yaşam senaryosu ile başladım. Önceden hayatını okumuştum ve kitapları ilgimi çekmişti. Edebiyatın kırık prensesi olarak geçiyor edebi hayatında.

Diliyle tanıştığım ilk zaman ne okudum dedim. Ne okudum ne anladım diyorsunuz kapağı kapatınca kitapların belli başlı bir konu içerisinde olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Tezer Özlü kendi iç dünyasını direk döküyor eserlerinde şu ana kadar okuduğum iki kitabı boyunca. O yüzden çatışmalı ve birbiriyle çelişkili hikayeler ortaya çıkıyor. 'Yazmazsam Delireceğim' diye olanlardan geldi bana.

Acıyı, özlemi, mutsuzluğu o kadar derin yaşamış ki okurken hissettirmesi bambaşka bir şekilde etkiledi beni. Zaman dışı yaşam konusunda biraz ön yargılıydım. Bir daha Tezer Özlü okumam belki diyordum ama bir kurgu beklentisi ile okumak yanlışmış. Beni rahatsız eden bir kaç yazım tarzı olsa bile okumaya devam ettim. Bazı noktalar cidden rahatsız ediciydi.
En çok sevdiğim Hayalet Oğuz oldu. Gözlemci bakış açısı kadının o kadar güzel olmuş ki... Karakteri adeta hissettirip izletiyor.
Herkese tavsiye ediyor muyum?
Bu konuda biraz kararsızım. Hitap ettiği kitleyi hala anlayamadım bana kalırsa bence böyle 16 yaşından büyük olmak gibi geldi. Yazarı anlama açısından o yüzden pek emin değilim.

Genel olarak sevdim mi? Evet sevmedim diyemedim kapağı kapatınca. Ama çok çok sevdim diyerekte kapatmadım.

Nurhan Işkın, 4. Maymun'u inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Ne tarz kitap okursam okuyayım en sevdiğim tür değişmiyor. Sanırım bu çocukluk dönemimde okuduğum Alfred Hitchcock'un gençlik serisinden bana hediye kalan bir durum :)

4. Maymun ise son yıllarda okuduğum ve cinayet sahnelerinin bu kadar ayrıntılı yazıldığı ender kitaplardan bir tanesi. Yazar bu konuda okurlara oldukça cömert davranmış...

Eser iki bölümden oluşuyor. Birincisi beş yıldır kedinin fare ile oynadığı şekilde, dedektiflere ipucu bırakan ve bu ipuçlarını değerlendiren dedektiflerin zekası ile alay eden katilin bıraktıklarını, ikinci bölüm ise katilin çocukluk döneminden itibaren kendisini tanımaları için dedektiflere bıraktığı günlüğü...

4.Maymun katili işlediği her cinayetten dedektiflere küçük hediyeler göndermekle onlarla kurbanına yapacağı işkencelerin ön bilgisini veriyor...

Dedektif Sam Porter ve ekibi ise kazaya kurban giden bir adamın üzerinden çıkan ipuçlarını değerlendirmek için olay yerine geldiklerinde ise kazanın hiçte sandıkları kadar basit bir olay olmadığını öğrendiklerinde, 4. Maymun katilinin hayatına dair bildikleri her şeyin sadece onun kendilerine verdiklerinin dışında hiç bir bilgiye sahip olmadıkları gerçeği ile yüzleşmek zorunda kalacaklarından habersiz, araştırmalarına devam ettikleri ve aslında hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlamalarını sağlayacak olanın, yine katilin kendisi olduğunu fark edeceklerdir...

Gerilimi yüksek, cinayetlerin işleniş tarzı oldukça başarılı. Kurgu son sayfalara kadar kendini yenileyerek ilerliyor...

Yazar kitabını öyle bir noktada bitirdi ki, " Yok artık" dememe sebep oldu...
Gerilim, polisiye seven fakat ayrıntılardan midesi bulanmayacak okurlara kesinlikle tavsiye ederim...

Not: Fare veya sıçan fobisi olanlar bu kitaptan uzak dursun :)
Okuyacak olanlara şimdiden gerilim dolu dakikalar diliyorum :)

Doğukağan, Uçurtma Avcısı'ı inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bu yazımda sizlere tanıtacağım kitabı okumaya karar verdiğinizde, yanınıza almanız gereken ilk şeylerin başında birkaç tomar kâğıt ve bitmek tükenmek bilmeyecek bir kalem… Okurken bunlara çok ihtiyacınız olacak.

Roman okumaya çok sıcak bakmadığım zamanlarda çıkmıştı karşıma “Uçurtma Avcısı”… İçimden bir ses bu kitaba şans vermemi söyledi. Her ne kadar roman tarzı kitaplar için ön yargım olsa da kitabı okuduktan sonra, kitabın beni benden aldığını söyleyebilirim. Genellikle sinema izleyip, kitap okumayan biriyseniz, sinemanın kitaptan daha etkili olduğunu düşünebilirsiniz. Lakin “Uçurma Avcısı”nı okuduktan sonra insanın içinin titremesi için sadece pahalı sahnelere, ağır dramlara ve yüksek baslı ses sistemlerine bağlı olmadığını göreceksiniz. Sadece ve sadece bir yazarın kalemini oynatmasıyla sizi ağlattığına şahit olacak ve hüznü derinlerinizde hissedeceksiniz.

“Acaba?” kararsızlığıyla alıp başladığım bir kitabın, “Yok artık!” hayretiyle devam ettiği ve kitabın sonlarına doğru içimde kuvvetli zelzelelerle beni mahvettiği “Uçurtma Avcısı”nı okumanızı tavsiye ediyorum. Filmini izlemediyseniz çok şey kazanmışsınızdır. Eğer izlediyseniz kitaba da bir şans vermenizi tavsiye ederim. Çünkü kitabı okuduktan sonra, filmi izlemek için oynat tuşuna bastıktan dakikalar sonra filmi kapatmıştım. Çünkü aynı duyguyu film asla veremezdi. Eminim ki aramızda Emir gibi olanlar çıkacaktır. Olanlara seyirci kalıp, seneler sonra arkasını döndüğünde “Keşke yapmasaydım!” deyip pişman olanlar. Tabii, Hasan gibi hayata karşı Pollyannalar da olacaktır. Hani yaşanmışlıklara rağmen sükût edenler… Kitap bittiğinde Emir’i affeder misiniz bilmiyorum ama Emir’i direkt suçlamak haksızlık olacaktır. Çünkü yaşananlar çocukken yaşanacaktı ve hayat boyu yaşanan hadiseleri Emir ve Hasan beraber paylaşacaklardı. Uzaklarda… Birbirlerinden habersiz, fakat daima…

Şunu da belirmek istiyorum: Bu yazıyı okuduktan sonra “Oğlum sen duygusalsındır ondan ağlamışsındır. Ben tam bir ruhsuzum bana dram işlemez.” derseniz emin olun içinizde ki ponçik çocuğu dışarı çıkartacaktır.

Kitap hem normal hem de midi boy olmak üzere iki farklı şekilde yayınlanmış. Normal boy ile midi boy arasında sadece ücret farkı var. Artık hangi boyu okumaya siz karar vereceksiniz. Ekonomik olduğu için benim tercihim midi boydan yana oldu. Âcizane tavsiyem, normal boya fazla para vereceğinize midi boy tercih ederek arta kalan parayla bir kitap daha alabilirsiniz.

Not: Bu arada kitap ödüllü, hani bir şey olacağından değil de artistlik olsun diye söyledim. :)

Ruveyda, bir alıntı ekledi.
2 saat önce

Hemen samimi olmaya elverişli tabiatım, birdenbire kaptığı bir müdafaa halini kendiliğinden alıverince, neşem de kaçıverdi. Bu hal yeni yeni peyda oldu bende. Uzun, acı, zehir gibi acı tecrübelerden sonra, bana şimdi artık kendiliğinden müdafaa hali geliveriyor. Memnun değilim, aldanayım daha iyi. Dostluk, kibarlık, samimiyet, iyilik maskelerinin sakladığı zehirli tırnakların ne onarılmaz yaralar açtığı, sanki tüylerim, sanki derim, vücudumda tayin edemediğim bir yer duruyor; ben istemeden vardığım bir müdafaa sistemini -aklıma sürünürcesine- kendiliğinden alıveriyor.

Son Kuşlar, Sait Faik AbasıyanıkSon Kuşlar, Sait Faik Abasıyanık
Cezmi şeker, bir alıntı ekledi.
2 saat önce

".. Kemalizmi, Atatürk ikonolojisinden, Atatürk kültünden bağımsız ele almak zordur. İdeolojik söylem kavramının sadece sözlere/metinlere atıfta bulunmadığını, imgelerin dilini de içerdiğini unutmayalım. Atatürk imgesinin omnipresent yani her yerde hazır ve nazır oluşu, başlı başına bir şey söyler. Atatürk imgesinin kutsal görülmesi de bir şey söyler. (Ayrıca, bu kutsallaştırıcı muamelenin aktarılan iki örnekteki gibi komik ve grotesk biçimler alması da bize bir şey söyler!)

1930'lu yıllarda M. Kemal'in adına iliştirilen metafizik sıfatlar, onun üzerinde dinsel bir hale oluşturur. Kemalizmi doktrinleştirme gayretine girenlerden biri, Ankara milletvekili Şeref Aykut (1874-1939), Kamâlizm kitabında ( 1936) sistemli olarak Kamâlizm dininden söz eder: "Yalnız yaşamak dinini aşılayan ve bütün prensiplerini ekonomik temeller üzerine kuran bir din"dir bu. Kemalettin Kamu'nun ( 1901-1948) son dizeleri çok bilinen manzumesi, M. Kemal'i dine rakip çıkartır: "Ebedi bir güneşle burada doğdu Gazi/Yaprak yığını gibi burada yandı mazi/Burada erdi Musa/Buradan uçtu Isa/Bülbül burada varsa/Hürriyet için öter/Şehit kanı buranın/Yapraklarında tüter/Ne örümcek ne yosun/Ne mucize ne füsun/Kabe Arabın olsun/Çankaya bize yeter."2 1930'ların politik kasidelerinde, Atatürk'ü dinin/ tanrının/peygamberin yerine koymak adettendir: "Her şey O'dur/O her şeydir (. .. ) Elimize yüzümüze/Gönlümüzü özümüze kapıyoruz/Biz sana tapıyo-ruz!" (Aka Gündüz), "Tanrı, peygamber diye nedir, kimdir bilmeden/Taptığımız ne varsa, hepsi ondan şekil aldı" (Faruk Nafiz Çamlıbel). Edip Ayel'in "İnsanlar ölür, Türk'e ilah olan er ölmez" mısrasında ayan hale geldiği üzere, Türklüğe mahsus bir tanrısallık atfı vardır burada. Daha yaygın eğilim, İslami: kutsiyet alametlerinin M. Kemal'e uyarlanmasıdır. Reşit Galip (1893-1934 ), Atatürk'ün makamını Milli Kabe diye tanımlar. En hamarat kaside yazan Behçet Kemal Çağlar (1908-1969) varlığımızın Gazi'nin varlığında erimesinden, onunla bir olmasından söz ederken, lslami tasavvufi terimi uyarlar: "Fena-fil Gazi olmak" ... Onun Atatürk manzumelerinde dini: terimler kol gezer: "Kartal olsam köşkünü her akşam tavaf etsem", "Doğrudan doğruya dönüp senin kabene", 'Tam sustuğun gün kıyamet oldu/Tam konuştuğun günse mahşerdi/Rab, gökte 'Dinleyin' dedi meleklerine ... " Ankaralı Aşık Ömer adıyla 1942'de Atatürk Mevlidi yazmıştır. nakaratı: "Gel dilersiz bulasız od'dan necat/Atatürk'e Atatürk'e essellat." "Atatürk'e tekbir"i de vardır:
"Atatürk ekber! Atatürk ekber! Ancak o var: Atatürk !/Evliya odur, peygamber odur, sanatkar Atatürk." Behçet Kemal, Atatürk'ü Mehdileştiren söylemin de işçilerindendir; 1959'da DP iktidarına isyan eden şiirinin nakaratı: "Bir kere doğrul Atam, bir kere doğrul Atam!" idi. 1982'de Kara Kuvvetleri Komutanlığı'mn Atatürkçü Düşünce Tarzı el kitabı, Nutuk'u "hıfz etme" tavsiyesinde bulunacak, 2000'li yıllarda CHP'nin bir ilçe örgütü 10 Kasım'da 24 saat kesintisiz Nutuk okutacaktır.

Atatürk karizmasının sistemli yeniden üretimi, bir seküler kutsallık inşasına denk gelir. Bunu yaparken girişilen lslami terimleri ve imgeleri uyarlama denemeleri, dindarların Kemalizmi küfür olarak görmesini teşvik ederken, Kemalistlerde de dinsel zihniyet kalıplarının yeniden üretimine yol açmış olsa gerektir. Zaten seküler kutsallık inşası, göreceğimiz gibi, Kemalist - laisizmin baş çelişkisini oluşturur...."

Cereyanlar, Tanıl BoraCereyanlar, Tanıl Bora

Öyle günler gördüm ki, aydın gökler kararıp
Bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu,
Her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp,
Hayaller alev alev beynimi yakar oldu.
Ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp
Yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu.

Her sabah ilk ışiklar gözlerimi oyardı,
Uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı.Öyle günler gördum ki, duvarlar gelir dile,
Gözumde canlanırdı eşkiya masalları.
Varlığımı sarardı, hain bir isteyişle
Görmediğim yumuşak bir düşmanın elleri
Kafada çelik gibi fikirler dursa bile
Kalplerin eksik olmaz böyle zayıf halleri:Bazen kendi kendimin elinden kurtulurdum,
Kalbimi bir çamurda çırpınırken bulurdum.Öyle günler gördüm ki, dost dediğim insanlar
Ben yanına varınca dudağını kıvırdı.
Bir zamanlar yanımda ağız açmayanlar
Sırtımı sıvazladı, bana oğüt savurdu.
Silahsız gördüğüne saldıran kahramanlar
En alçak tekmelerle beni yere devirdi.Ruhum bir heykel gibi düşüp parcalanırdı.
Bu sesleri duyanlar gülüyorum sanırdı.Öyle günler gördüm ki, tabanca sakağımda
Tasarladım aydınlık dünyayı bırakmayı
Gönlüm acıklı buldu, en ateşli çağımda
Sönük bir yıldız gibi boşluklara akmayı
Tabancanın namlusu ısındı yanagımda,
Parmagım istemedi tetiğini çekmeyiBir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı
Bir şeyler fakat beni yaşamağa bağlardı.Ey bir tane sevgilim, ben bugün yaşıyorsam
Sanma ki hayat tatlı, insanlar hoş olmustur,
Dağ başında bir kaya gibiyim şöyle dursam
Etrafım eskisinden daha bomboş olmuştur
Yalnız sana borçluyum bugün dünyada varsam:
Seni her andığımda gözlerim yaş olmuşturYaşlar ki bir ırmaktır, dertleri sürür gider,
Gözyaşları içinde seneler yürür gider.Yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman,
Bana: Yaşa der gibi gülen senin yüzündü.
Dizlerim bir batakta yorgun yattığı zaman
Bacaklarıma kuvvet veren senin hızındı.
Yaşaran gözlerimde, güneş battığı zaman
Sıcak bir yuva gibi tüten senin dizindi.Sen aklıma gelince her şey gülümserdi.
Ağaçlar sarkı söyler, rüzgar tatlı eserdi.Ey sevgilim, bilirsin benim ne çektiğimi:
Garip başimın derdi bir yürek taşıyorum.
Anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı:
İçinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum.
Görünce gülme sakın çırpınıp aktıgımı:
Ilık ve aydınlık bir denize koşuyorum.
Sen benim sevgilimsin, sevsen de, sevmesen de,
Aradığım yerlere benzeyiş buldum sende.

Cihan Şhn, İnce Memed 1'i inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

(Defterimden. 27.01.2017)
-Spoiler içerir.
-Kitap hakkındaki fikirlerim ve kitabın bana hissettirdikleri Ince Memed serisini kapsamaktadır.
Bir Ince Memed ki yazmış da yazmış. Ince Memed mi? "Ince Memed dediğin bir sabi çocuk...Ama tepeden tırnağa yürek..." Bir kahraman, bir yiğit düşünün ki düşündüklerinize hiç benzemez. Bacakları gövdesine dik göründüğü için azıcık uzun gibi, omuzları geniş, bir ananın çocuğunu kucağına aldığı ilk andaki sevgi dolu, yüzü gülen bir çocuğun baktığı gibi masum, dünyaya sadece sevgiyle bakan iri gözlü bir çocuk. Gören inanmaz onun Ince Memed olduğuna. Arada bir gözlerine çakılıp kalan çelik ışıltısı olmasa.
Bu çocuğun içinde bir kurt var. Var olmaya var da yinede kimseyi incitemez. Onca zulme, onca kötülüğe rağmen. Fıkaralıktan, kana tere batana kadar çift sürmekten, yediği dayaklardan bedeni büyümemiş de incecik kalmış sabi...
Ince Memed ne yapsın? Bir gün bir dayak yedi ki kan tükürdü. Çıkar yolu yoktu artık. Hatçesini alıp kaçacaktı. Ardında anacığını bir başına bırakmayı göze alarak düştü yollara. Bir ağacın kovuğunda evlendiler
İnsanın hayatında bir an vardır. O an insanın kaderinin seyrini belirler. Ah Topal Ali! Izciler izcisi Topal Ali. Gökte uçan kuşun kanadının izini süren Ali!.. Getirdin o zalil Abdiyi de yakalattın Ince Memed'le Hatceyi. Iste bu anda Memed ilk kez silahını ateşledi. İşte şerdeki hayır ; hayirdaki şer demezler mi? Topal Ali buldu onları ama bu andan sonra Ince Memed Ince Memed oldu. Şu dünyadaki iyi insanların umudu oldu.
Ince Memed umuttur. Umut, gözünün değdiği herkesin yanına vücuda bürünerek gelir.
Ince Memed romanının daha doğrusu şaheserinin özetini çıkarmak değil de beni bu kadar derinden etkilemesinden dolayı bu yazıyı yazmak istedim. Onun için çok etkilendiğim, üzerine çok fazla düşündüğüm şeyleri yazacağım.
Ben bu kitabı okurken, çakırdikeninin üstünde yalınayak yürürken dikenleri tabanlarıma battı tabanlarım yandı acıdan. Burnuma hiç bilmediğim çiçeklerin kokusu geldi. Nergislerin, pürenlerin, peryavşanların, yarpuzların ve daha nice çiçeklerin kokusu. Bazen de çürümüş otların kokusu geldi burnuma... Acıktım... Püren kokulu balla, üstünde apak ayran köpükleri duran tereyağı çekti canım. Av etine de merak saldım. Kekligin, turacın tadı nasıldır ki yiyince yağları ağzının kenarından akarmış. Nasıl yazılır ki? Bir insan okurken acıksın, susasın, terlesin, üşüsün, koku alsın, ürpersin, canı acısın, korksun... Duyguları anlayabilirim az çok ama nasıl insanın fizyolijisi bu denli etkilenebilir. Yazmış ışte üstad YAŞAR KEMAL. Kitabı okurken kaç kez için için ağladığımı, kaç kez rüyamda gördüğümü, kaç kez sayıklayarak uyandığımı hatırlamıyorum...

Ince Memed... Benim kahramanım bir çocuk... İyiliğin, güzelliğin, sevginin, cesaretin, dürüstlüğün, mücadelenin, barışın, umudun bir bedende can bulmuş hali Ince Memed. İçimde ne fırtınalar kopuyor da ışte erişemeyiz ki bu eli öpülesi yazarların yüreğine, bizim de yüreğimizden geçen dilimizden dökülsün.
Şu anda yaşıyorum. Içim bir tuhaf. Sanki yüreğim büzülüyor, büzüldükçe de içinden minik sevinç dalları fışkırıyor. Boğazımda bir düğüm ama gözlerim umutla bakıyor. Dudaklarım bir birine kapanmış ama yakından bakınca gülüyor aslında

Yaşıyorsun Ince Memed.
Yüreğimizdesin.
Gözümüzdeki çelik ışıltısısın.
Başımızdaki sarı alevsin.
EYVALLAH...
"Duvarın dibinde resmim aldılar.
Ak kağıt üstünde tanıyın beni."

Sevgili 1k Ailem ;
Bu gün benim için çok özel bir o kadar da değerli bir gün .Aslında hüzünlü bir fitratim olduğu icin mutluluğu paylaşmayı pek beceremiyorum.Bundan dolayı şahsi bir ileti olduğu için affınıza sığınıyorum.Ama yine de siz sevdiğim ,değer verdiklerim de bu anıma tanıklık etsin istiyorum.Bunları yazarken bile gözlerim yaşla doluyor emin olun.Meğer hisler konuşunca ,kelimeler susarmış ya.Kelimelerim gözyaşlarımın akmasına izin vermiyor kalbimde sevginin tarrakalarla çığır açmasını istiyor,paylaşmanın önünün kesilmesini istemiyor .Ya hu ne güzel insanlarla yollarım kesişti ,bogulmusluguma nefes oldu 1k...Birisini gerçek manada tanımak için beraber yolculuk etmek gerekiyormuş ya özellikle bazı arkadaşlarla kelimelerimiz beraber yol aldıkça ,samimiyet kurdukca gonullerimizin yakinlastigini hissettim.Hani önce yoldaş sonra yol, diyor şair.
Yolun güzelliği ise yoldaşın güzelliğinden geliyor.Bir yola çıkacaksanız mesela hayat gibi yanınızda size değer veren, kıymetinizi bilen insana ve insanlara yer verin.Güzellik yolun güzelliği kadar yoldaşın da güzelliğinden gelir.Yoldas ne güzel bir kelime değil mi ? Yolda hangi mevsime yakalanirsaniz yakalanin size eşlik eden ,hemnefes olabilen
kiriklarinizi tutkal misali yapıştıran,gönlünüze sımsıkı tutunan,kapısını her calisinizda ,
kimse yok mu diye sordugunuzda "buradayım " diyebilen...☀


Dost ne çok anlama geliyor.Dost candan öte işte,İkinci bir ben..Hani acınizi kederinizi sizinle yaşayan,sizinle beraber derman arayan,varlığı şifa gibi gelen,gerçekten size önem verdiği için size vakit ayıran ,insana yedek bir kalbi olduğunu hissettiren ,soluktaşiniz dost işte dost çokça manalara gelebilen.Kalbiniz buradan çarpsa ötelerden duyabilen,bir gulusunuzle kalpte çiçekler actirdiginiz,Ahmet Hamdi Tanpinar'in ifadesiyle "özledim" değil de "çokça gorecegim geldi" diyebileceginiz dost işte dost ...Barış Manço'nun ne çok severim "Bir ben var ki benim içimde,Benden öte benden ziyade" nefesiniz yani.İşte gönül kendisine benzeyene akarmis ya ,tüm bu saydıklarımi içine alan hatta daha da fazlası benim için çok kıymetli, canımm diyebildiğim sueda reyyan ablam iyi ki varsınız .İyi ki sizinle bir şekilde yollarımız kesismis.Benim için en büyük armağanın "siz" olduğunuzu unutmayın lütfen.💙Gerçekten hiç hak etmediğim halde ince düşünceniz için çooook teşekkür ederim.🙏💕

Gönlü güzel insanların gönlünde olmak en büyük servet be arkadaşlar .Biriktirilmesi zor olan ...Yarın çok geç olmadan sevdiklerinizin yüreğinden sımsıkı tutun,sımsıkı tutunun onlara ne olur.Çok sıcak samimi bir ortam burasi güzel degerlendirebilirsek,
güzel insan biriktirebilecegimiz .Geç olmadan sevgimizi ertelemeyelim.En büyük yanlisimiz bu emin olun."Bana öyle bir kelime söyle ki hiç eksilmesin "diyor ya Posta Kutusundaki Mızıka'da söyleyelim işte sevgimizi ,sevgi comerdi olalim...Değer bilelim,yarın çok geç olmadan.

Iyi ki varsınız .İyi ki buradayım ❤

https://i.hizliresim.com/0zVOAo.jpg

https://m.youtube.com/watch?v=-5CRXpzlWIM

İstikbal'den Küle Düşen Cümleler
Gökyüzüm! 07.01.2014

Gülen yüz görmemiş kelimelerden değil umudu gökyüzüne dokunan cümlelerin heyecanla toplandığı; bu zarfı açılmamış mektupları yazmaya niyetlendim. Mektubu eline aldığında senin için yazanın sadece ben olduğumu bileceksin. Çünkü benden başka gökyüzündeki yıldızları toplayıp saçlarına/saçlarıma taç diye takan yok diye biliyorum belki de olabilir? Yıllar oldu ne benden ne de bu mektuplardan haberin olmadı. Sanırım bu vefanın derecesini belirleyen bendim ki hala senin benden bi-haber oluşuna rağmen yazıyordum. Bu mektuplarımın bir köşede biriktiğini de düşünüyor, değilim. Çünkü sen benim beklentimin farkında olsan da bunu yapmazsın ve bu yüzden incindiğimi bilsen de bu cümlelerime cevap dahi yazmazsın. Olsun onları okumayabilirsin, bir köşede biriktiğini düşünmek de güzel, biliyor musun? İsli, buğulu, sessiz ve her seferinde meraklı bakışlarının karşısında dimdik ayakta duran, yazdıktan sonra zarfı kapatılan umudu denizlere açılan sözlerim var!

https://www.youtube.com/watch?v=016BQHDeuMs