İçinde bir şey, ihtiyat ya da kaygı pes ediyor ve onu arabanın hareketlerine kendini bırakmaya, küçücük, tereddütlü ve beceriksiz bir girişimle ona sevgisini -ya da bir oğlun babasına, bir çocuğun aniden babası olarak kendisine sunulan bir adama, bir yabancıya duyması beklenen sevgi olduğunu düşündüğü şeyi- göstermek için çaktırmadan babaya, ceketin içindeki koluna temas etmeye teşvik ediyor.
Orada çocuk için hiçbir tehlike yoktur. Orada hiç kimse yaşamaz ve hiçbir şey değişmez, sanki şehir kendi başına kurulmuş ve ayakta kalmıştır. O dünyada baba canının istediği anda çıkıp gelemez, var olamaz bile ve bu tuhaf eğimli, misafirperver alınlıklı evlerin hiçbirinde anne, sanki beklendik, sıradan bir şeymiş gibi, babanın geri döndüğü ilk gece üçünün bir arada oturup yiyeceği akşam yemeğini hazırlamayacaktır.
Babanın gidişine dair net bir anısı yok. Onun yanında geçen yaşamına ilişkin bir dizi bölünmüş, belki de hayali, kısmen komodinin çekmecesine saklanmış fotoğraflarla şekillendirilmiş izlenimler kalmış sadece. Bununla birlikte, annenin fiziki varlığına, her yerdeliğine doymuş, hatta onunla yoğrulmuş durumda çünkü anne her anda, belleğini oluşturan karışık zincirin her köşesinde var ve hepsini renklendiriyor.