"Tekrarı olmayan belirli bir ânın içine hapsedilmekten ve sonra da yavaş yavaş çürümekten korkuyorlarmış. Ya da belli bir zaman sonra resmedilen yanlarının yokluğunu hissedebilecek olmak onları ürkütüyormuş. Geriye kalan tek şey boşluk, diye düşünüyorlarmış, aslolan şeyi ressam onlardan alıp tuvale geçiriyormuş.”
Bunun yerine kendini kandırıyor; her şeyin bir rüya olduğuna, gözkapaklarını açar açmaz dünyayı tekrar karşısında bulacağina inanıyor.(Bu arada açabileceği gözkapakları bile yok artık.)
Bir zamanlar ıssız yerlere gidip kendi öz ruhunu bulmaya çalıştığını söylerdi. Sonunda kendi öz ruhu sayılabilecek bir ruhu olmadığını anlamış. Koskoca bir ruhun bir küçük parçası onunmuş. Issız yerler iyi değildir, derdi. Çünkü kendi payı olan o küçük ruh parçası, diğer ruhların arasında olmadıkça, bütünün yanında olmadıkça hiçbir işe yaramıyormuş. Nasıl hatırlıyorum hepsini, çok garip. Dinlediğimi bile sanmıyordum. Ama şimdi anlıyorum.. insanoğlu tek başınayken bir halt değildir.
Aç insanların gözlerinde giderek büyüyen bir gazap oluşuyor. Ruhlarında yumru yumru gazap üzümleri oluşuyor, büyüyor, ağırlaşıyor, bağbozumuna hazırlanıyor.