C. Ebert’in Türkiye’ye geldiği, ülkede tiyatro ve opera işlerinin yoğunlaştığı 1930 ortaları, dünyada ilişkilerin son derece gerildiği, hareketli ve sıcak bir döneme rastlamaktadır. Çünkü tam İkinci Dünya Savaşı’nın eşiğinde dünyada müthiş bir silahlanma söz konusudur. İtalya’nın Kuzey Afrika’da kimyasal silâh ile kitlesel ölümlere
neden olduğu, Almanya’nın inanılmaz bir şekilde silahlandığı, Japonya’nın Mançurya’da katliamlar yaptığı bir dönemde, Türkiye Cumhuriyeti farklı alanlardaki mesaisine böyle bir süreçte devam etmiştir. İnkılâpların yerleştirilmeye çalışıldığı, iktisat, bayındırlık ve kültür işlerinin yoğun olduğu Türkiye, tüm mesaisini İzmit’te Kağıt Fabrikası, Malatya’da Bez ve İplik Fabrikası, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Konservatuar açılışı vs. ile geçirmiştir. Daha doğrusu bir anlamda yeni Türk Cumhuriyeti Atatürk’ün önderliğinde ispatlamış olduğu askeri başarısına, siyasal, ekonomik ve kültürel başarılarını da eklemek istemiştir.