Nil

"Prematüre" İnsan
Dik duran tek primat türü olarak insanın leğen kemiğinin, ayakta durma ve yürüme dinamikleri açısından dar olması gerekir. Fakat doğum sırasında bebeğin büyük kafasının geçebileceği bir açıklığın da bırakılması şarttır. Bu nedenle kadın leğen kemikleri, bu iki zıt koşul arasında tam bir denge noktasındadır. Hem dik yürüyebilen hem de çocuk doğurabilen bir tür olabilmek için bulunan dahiyane çözüm, bebeklerin oldukça "erken" dünyaya getirilmesidir. O nedenle insan bebekleri aslında erken doğarak beyin gelişimlerinin önemli bir kısmını dışarıdaki bakım altında tamamlar.
Sayfa 96·Kitabı okuyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Motivasyon dediğimiz sürdürülebilir yönlendirici zihin gücü de temelde duygulardan doğar. Bir insanı mantık yoluyla ne kadar tartışılmaz derecede ikna ederseniz edin, o insanın duygusal devrelerinde gerekli değişikler oluşmadığı takdirde davranışlarının değişmesi çok zordur.
Sayfa 88·Kitabı okuyor
Dik duran bir beden, güneş ışığına en az maruz kalınacak şekilde avantajlı bir yapı oluşturur. Dört ayaklı bir hayvanın, mesela bir babun yahut zürafanın bedenine düşen güneş ışığı miktarı, dik duran bir insana isabet eden miktara göre çok fazladır. Bu durum, sürekli hareket etmeye bağlı olarak yükselen beden sıcaklığını kontrol edebilmek ve aşırı ısınmayı engellemek için belirgin bir avantaj sağlar.
Sayfa 75·Kitabı okuyor
Önce göz, sonra çiçek gelir…
"O güzelim çiçekler ise çok daha yeni; en fazla 40-50 milyon yıl önce ortaya çıkmış gözüküyorlar. Görsel olarak bu kadar alımlı bir biyolojik aygıtın ortaya çıkıp avantaj sağlayabilmesi için onu beğenecek veya albenili bulacak göz ve sinir sistemlerinin daha önce ortaya çıkmış olması gerekiyordu. Böceklerin ve kuşların gören gözleri olmasa çiçeğin gelişimi için hiçbir sebep de olmazdı."
Sayfa 49·Kitabı okuyor
"Kulak kemiklerimiz, günümüzden 375 milyon yıl kadar önce yaşamış bir balığın çene kemikleridir. Öncü balık ve sürüngenlerde karaya geçme sürecinde oluşan değişimlerden bir tanesi de çene kemiklerinden bazılarının (hyomandibula) solungaçların içine girmesi ve neticede orada küçülüp yerleşerek bugünkü işitme organımızı oluşturmasıdır. Günümüzde bile yaşayan bazı sürüngenlerin çene kemikleri aracılığıyla titreşimleri alarak bu yolla işittiklerini biliyoruz. Aslında bedenimizdeki tüm kemikler, işitme sistemimizin parçasıdır. Özellikle de kendi sesimizi duyarken!"
Sayfa 48·Kitabı okuyor