"Şimdi bir ölüyüm ben, bir ceset, bir kuyunun dibinde."
Kitap, kuyunun dibinden bir cesedin biz okuyuculara seslenmesiyle başlıyor. Yazar daha ilk cümlelerden bizi hikayenin içine çekiyor.
16. yüzyılın sonlarında dönemin padişahı, Enişte Efendiye gizli bir görev verir. Enişte Efendi ve yanına topladığı nakkaşlar döneminde hoş karşılanmayan Frenk etkisinde resimlerle süslü bir kitap tasarlarlar. Kitap hazırlanıp Hz. Muhammed'in hicretinin bininci yılında Venediklilere hediye olarak gönderilecek ve Osmanlı'nın gücünü tüm cihana gösterecek. Ancak kitap hazırlanırken bir sorun çıkar. Usta nakkaşlardan Zarif Efendi'nin cesedi bir kuyunun dibinde bulunur. Zarif Efendiyi kim öldürmüştür?
Kitabın son sayfalarına kadar katilin kim olduğunu tahmin etmeye çalışacağınız bir cinayet romanı. Ama daha çok Osmanlı sokaklarında kaybolabileceğiniz enfes bir tarihi kurgu. Farklı karakterlerin hatta farklı nesnelerin ağzından döneminin siyasi, ekonomik, dini, edebi, sanatsal birçok bakış açısını görebiliyoruz.
Pamuk, bu romanı yazmadan önce yıllarca kütüphanelerde dolaşmış, farklı kaynakları okumuş, yüzlerce minyatüre bakıp fotokopilerini toplamış, sayfalarca not almış. Döneminde yenilen yemeklerden, elbiselerde kullanılan kumaşlara, bunların o dönemdeki satış fiyatlarına kadar ayrıntıyla araştırdığını kitaba yazdığı sonsözde anlatıp gururla ekliyor:
"Romanıma, dönemin belgelerinde, kayıtlarında ya da resimlerinde karşılaşmadığım hiçbir şeyi koymadığımı, kumaşının en hakiki ipekten yapıldığını söyleyen zanaatkâr gibi gururla ekleyeyim."
Roman tarih ve sanatseverler için bolca bilgi içeriyor. Bu yönüyle öğretici bir yanının da olduğunu düşünüyorum. İran edebiyatının meşhur hikayeleri, savaş efsaneleri, minyatür sanatında üslup, Frenk resim sanatı, Batı'da portrenin ortaya çıkışı,