Onun zamana ihtiyacı vardı. Durgun, telaşsız, hatta sonsuz zamana. Zamanın durduğu mekâna. Belki de yeni kazılmış bir mezara.
Bir sıcak bir soğuk.
Bir sıcak bir soğuk.
Bir sıcak... bir... soğuk.
Babasından bir fiske bile yememiş olmanın ağırlığını hissetti içinde. Kendisini dövmeyen ama sevmeyen ve gözünü kırpmadan terk eden bir babanın ağırlığını.
Babalar bir yerde bir çocukları olduğunu hiç bilmeyebilir; işte sırf bu yüzden bile, bu tuhaf olasılığın yüklediği özgürlük duygusuna inanıp, varolan çocukların da isterlerse gözlerini kırpmadan terk edebilirler.