Dolayısıyla, özellikle aşkta öznel bir hazzın peşinde
koştuğumuz ve bu yüzden de, bir kadının güzelliğine duyulan
hayranlığın aşkta en baskın unsur olmasının beklenebileceği
yaşta, aşk –en fiziksel aşk bile– temelinde, başlangıcında bir
arzu olmadan doğabilir. Bu yaşa gelinceye kadar, hayatımızda
aşka birçok kez maruz kalmışızdır; aşk artık şaşkın ve edilgen
kalbimizin karşısında tek başına, kendi meçhul ve kaçınılmaz
yasalarına göre ilerlemez. Ona biz destek olur, hafızanın
yardımıyla, telkinle yönlendiririz onu. Belirtilerinden birini
tanıdığımızda, hatırlayarak diğer belirtileri canlandırırız
tekrar, içimizde baştan sona kayıtlı olan aşkın şarkısını ezbere
bildiğimizden, şarkının devamını getirebilmek için, –
güzelliğin esinlediği bir hayranlıkla dolu– başlangıç notalarını
bir kadının söylemesine gerek duymayız. Kadın şarkıyı
ortasından –kalplerin birbirine yaklaştığı, iki kişinin bundan
böyle sadece birbirleri için var olacaklarından söz ettikleri
noktadan– söylemeye başladığı takdirde de, bu müziğe
yeterince alışkın olduğumuzdan, beklenen notalarda hemen
karşımızdakine katıltıveririz.
Gençlikte, âşık olduğumuz kadının kalbine sahip olmayı
hayal ederiz; daha ileri yaşlarda, bir kadının kalbine sahip
olduğumuzu hissetmek, ona âşık olmamıza yetebilir.