Düşünüyorum: Şimdi mi başlıyor uyku yoksa şimdi mi bitiyor? Ah nasıl da sancıyor bir şey içimde! Nasıl da acı çekiyorum yüreğimde! Umutsuz düşünceler yıldırımlar gibi yırtıyor zihnimi ve parıldamalarıyla başka dünyaların anılarını ayrımsamayı başarıyorum uzak, çok uzak anılarını batmış Atlantislerin!..
Yaşıyoruz, boğuşuyoruz, kucaklaşıyoruz, kin duyuyoruz -acınası yaratıklar- ve ansızın yer yarılıyor ayaklarımızın altında, birbirimizin üstüne düşüyoruz; dilsiz, sararmış ve umutsuzca. Hiç umut yok. Mezar sonsuz bir gece -sonsuz çürüyüşüdür kemiklerin, umutların ve düşüncelerin. Ey bir ilenç gibi, hıçkırık gibi, su baskını gibi yükselen öfke! Ah o ölen büyük kişilikler ve kapanan kocaman güzel gözler!..
Kimi zaman, nedendir bilmem, görünmez güçlerin şaklabanları olduğumuzu daha açık algılıyorum. Tiyatro oyuncularıyız, yaşam komedisini oynuyor ve eğleniyoruz.
Hadi gel çabuk olalım, değil mi ki öleceğiz, değil mi ki iskeletler avuntusuz yatıyor toprağın üzerinde. Hadi gel, çevremizdeki her şey ölmekte. Aşağıda çiçekler can çekişiyor ve soluyorlar, üstümüzde can vermiş ne çok yıldız var! Işıltılı ve avuntusuz ne çok dram dolanıyor başımızın üstünde - sonsuz korkunun ve sonsuz suskunluğun içinde!