Her şey susmuş. Tepede oturuyor, karşıma bakıyor ve dalıyorum düşüncelere. Gece giriyor yüreğime. Dalıyorum düşüncelere. Denizin erinci, ağaçların suskunluğu ve de yıldızlar giriyor yüreğime. Yavaş yavaş duyuyorum ölmüş şeylerin umutsuz mutluluğunun girip yayıldığını içime.
Kimileyin oturup karşımda yürüyüp giden bir sürü insana bakıyorum; uzaktaymışım, çok uzaktaymışım gibi geliyor ve ben bakıyorum. Bir uğultu ki seyrek mi seyrek, seslerden bir fısıltı ki ancak bana yetişiyor. Görüyorum ki bu varlıklar gururla, başları dik, severek ve tiksinerek, kızarak ve gülerek gidip geliyor -hepsi, hem de hepsi sonsuz, sessiz ve doyumsuz bir çukura ivedilikle koşturuyor. Görüyorum ki bir bir düşüyorlar ve kahkahaları yarıda kesiliyor- denizin üzerine yağmur damlaları gibi düşüyorlar.