Ölüm manzarasını bir sevinç kaynağı haline sokmak, uçurumun üstüne kucaklaşan küçük kırmızı çiçeklerle gövdeler ve hayalî tanrılar yapmak… insanın ulaşabileceği en kahramanca ve âsil davranış budur. Trajedi, komedi kopyasının uçurum üzerinde sallandığını görme cesaretini gösteren saygıdeğer kızıdır.
Bazen akşama doğru yüreğime bir keder gölgesi çökerdi. Nereden geliyordu? Yalnızlığın büyük derinliklerinden.. Ürperdim. Fakat birden silkinir, gündüz gördüğüm güzel şeyleri seferber ederdim ve kara gölge silinirdi.
“Bir ikindi vakti, kör bir kalabalığın içinde Nara’da, Buddha bana bir işarette bulundu ve karşılıklı birbirimize gülümsedik. Alçak sesle bana şunu itiraf etmişti: Hiçbir şey var değildir! Ne hayat, ne ölüm! Madde ile akıla, birbirini kovalıyan, birleşen, doğuran, yok olan, namevcut iki sevda hayalî olarak bak ve şöyle söyle: Bunu istiyorum! Mutluluk’un en büyük kalesi HİÇ’in üzerinde son buluyor; ben böyle yürüyordum…”
…”Hayatım mı? Kıt’alar içinde kan renginde bir çizgi. Boş havada hasret çekip kaybolan bir ruh. Basılmış kâat üzerine açık seçik itirafta bulunmaktan başka bir şey yapamıyan ve lokma lokma domuzlara atılan bir ruh. Bir yazar. Kâat ve
mürekkepten ibaret bir hayat! Alçak sesle cevap verdim:
- Hiç!..”