lethe

lethe
@neraidas
• bibliophile •
Aç çakallar uluyordu. Ağaçlar çok hafif hışırtılarla sallanıyor, yıldızlar nemli, umursamaz titriyordu. Bir tek kovalanan insan yürekleri sığınak arayarak değiyordu toprağa. Ve solucanlar şaşkın, durup dinliyorlardı yürek atışlarını.
Sayfa 311
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Denizin ardında Maria uzun yıllar bekledi onu. Ta ki adalarına bir Amerikalı’nın, gurbetteki bir hemşerilerinin geldiği güne kadar. Altın paraları, altından dişleri vardı, kötü ve sünepenin tekiydi, suratı büyük dünyanın hastalıklarından dolayı sarıydı. Ona verdi ailesi Maria’yı karı olarak ve sona erdi yıldızların öyküsü yeşil gözlerinde. Yöresindeki sırası gelen bütün kadınlar gibi boyun eğdi Maria. Ve o zamandan beri bir kere bile olsa yıldızları tekrar okuyamadı. Aralarındaki gizli bağ, gençliğinin ayrıcalığı tamamen yok oldu. İlk gece yıldızların ağızlarını sımsıkı kapalı, ona bir mesaj göndermediklerini görünce ağladı önce. Ama sonra alıştı buna, gökyüzünde yıldızların bulunduğunu bile hatırlamaz oldu.
Sayfa 66
O akşam, 1914’ün bir yaz sabahı vadilerimizde yankılanan merminin ne anlama geldiğini hiç kimse bilmiyordu. Hiç kimse, daha ne kadarının, denizdeki kumlar kadar, onu izleyeceğini tahmin edemezdi. O yüzden herkes uyudu. Yalnızca iki çocuk, Artemis’le ben, dışarıda çakallar ulurken, birbirimize sıkıca sarılmış ağlıyorduk, çünkü harmoni bitiyordu. Çok yukarılardan, kesif bulutlar ve içimizde derinliklerdeki karanlık dalgalar sonun haberini getiriyordu. Böylece, bilmeden, 1914 yazında dünyanın yasına ağlayan ilk mahluklardık.
Sayfa 264
Ne korkunç bir canavar bu <<insanoğlu>> diye düşünüyordu yavru ayı. Hem de her yerde, bütün dünyayı sarmış; Lübnan’dan Kazdağları’na ve Kimidenia’ya değin! “Ne alıp veremediği var bizimle insanın? Ne istiyor soyumuzdan?” “Ona benziyoruz,” dedi büyük ayı. “Onun durduğu gibi iki ayağımız üzerinde durabiliyoruz. Onun gibi dimdik oynayabiliyoruz. Onun gibi zincirlere dayanabiliyoruz. Ona benziyoruz.” “E, ne olmuş yani?” “İnsanoğlu kendisine benzeyenlere vurmayı sever,” dedi yine büyük ayı. “Benzerini öldürmeyi sever.” “Ah!” diye iç çekiyor küçük ayı ve bu, dünyada ağzından çıkan ilk inilti. “Ne iyi olurdu, insan olmasaydı.” “Ne iyi olurdu,” dedi büyük ayı.
Sayfa 240
-Ne kadar tuhaf bütün bunlar, diye fısıldadı çocuk. Ne tuhaf masallar… Az sonra tekrar: -Acaba… acaba yaşıyor mudur o ülke hâlâ? diye sordu Yunanistan için, kendi kendine konuşur gibi. İhtiyar İskoçyalı’nın eli, ergenin saçlarını okşadı gene. -Yaşıyor yavrum, dedi. O ülke ölmez. -Böyle mi… böyle masal gibi mi yaşıyor? -Öyle yaşıyor. Masal gibi. Az sonra: -Lord Byron, dedi ihtiyar. Lord Byron ölmek için oraya gitti. Bir İngiliz’in adasını bırakıp başka bir ülkeye ölmeye gitmesi, yalnızca ölmek için gitmez, a işte bu sihir elbette yaşıyor…
Sayfa 161