Zaman zaman bir yerlere gitmek, buradan kaybolmak istiyordu.
Hatta sırf düşünceleriyle baş başa kalabilmesi, nerede olduğunu kimsenin bilmemesi için, kasvetli, ıssız bir yerde olmaya bile razıydı.
Ölülerin nerede yattığı değil, hayattayken nerede ve nasıl yaşadığıydı esas mesele. Mezarlıklar ne kadar uzağa taşınırsa taşınsın, diriler de kendi mezarlıklarında yaşamıyorlar mıydı?
geçmişe dair çok şey var içinde. şasırıyorsunuz öğreniyorsunuz. gerçek nerede hangi anlatılan. günümüzde coğrafyamızda olan savaşlara baktıkça ne kadar benzer yerler var diyor insan sistem aynı ya yaşanan yada anlatılan yanlış olan. uyanma vakti sentezlemek lazım her şeyi bizi biz yapanı ve bizden olanı ve olmayanı tanımayı öğrenmeli insan
Kültürel hafızamızda yer eden bir Nasrettin Hoca fıkrasını bir de bilimsel bir mercek de inceleyelim: Hoca, gece vakti sokak lambasının altında telaşla bir şeyler aramaktadır. Komşusu yaklaşıp ne aradığını sorduğunda “anahtarımı“ yanıtını alır. Ancak anahtarı nerede düşürdüğü sorulduğunda Hoca’nın verdiği cevap, insan düşüncesine dair daha derin bir soruya işaret eder: “evin önünde düşürdüm ama orası karanlık o yüzden aydınlık olan yerde arıyorum!“