Yarkent, kelimenin her anlamıyla tam bir "taşra" şehriydi. Yaşadığımız tecrübe ve insanların bize yaklaşımındaki sıra dışı şaşırma hâli, Müslüman ahalinin dış dünyayla bağlantısının ciddi biçimde kesildiğini ve iletişimden ulaşıma bütün irtibat noktalarının koparıldığını düşündürdü bize. Çin yönetimi, sosyal medya ağlarından popüler yazışma programlarına bir çok kanalı zaten kapalı tutuyordu. Bunun üzerine bir de dini ve kültürel baskıyı eklediğimizde, Yarkent'te yaşayan sıradan bir Uygurlunun uzaklarl ilgili fikri nasıldı acaba? Kendisini nasıl bir bağlama oturtuyor, tarih ve coğrafya içinde nereye yerleştiriyordu? Koordinatlarını yitirmiş, nerede durduğunu şaşırmış, bütün bağlamaları kopmuş insanlar mıydı yoksa gördüklerimiz?
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Onlara bir şey demedim ama aklıma şu takılıyor: Eğer zekanın ne olduğunu veya nerede olduğunu bilmiyorlarsa bir insanda ondan ne kadar bulunduğunu nasıl anlayacaklar ki?"
"Gayrı Bulgar’ı tutabilene aşk olsun. “Türk’ün karnından, gırtlağından bir diş de biz atalım!” demiş. “Bahçesini ırkımızın avlusuna katalım!” demiş. Yetmez diye naralanmış da “Milyonlarca Müslüman’ı Meriç’in doğusuna atalım!” diye sokağa inmiş.
Önce nerede bir Müslüman görse tuz ekmek hakkı gözetmeksizin; kadın, yaşlı, çocuk demeksizin; elinde, avcunda, kulağında, parmağında nesi var nesi yok demeden almış. Sonra erinmiş istemeye; yüzüğü parmağıyla, küpeyi kulağıyla birlikte doldurmuş cebine."