Uykusunun en derin yerinde bile zehirli bir şey kalbini yaktı, bütün damarlarını dolaştı. Bunu uyurken değil ama uyandığı zaman anlıyordu. Öyle yorgun açıyordu ki gözlerini, Allah muhafaza. Adım atarken sallanıyordu. Bazen fazladan attığı her adım yorgunluk hanesine yazıldı. Bedeni taşınacak bir yüktü ve ne kadar ağırdı. Fakat bazen de ruhu bedeniyle birleşmiş, ne ruh ne beden olan bambaşka bir maddeye dönüşmüş oluyordu sanki. Ama o zehir yerli yerindeydi yine de. Ne kopan fırtına ne yağan kar ne yağmurun sağnağı yetti o zehri seyreltmeye. Kısacık kış günleri gibi uzun yaz günlerini de tesbih taneleri gibi birbirine eklerken bugünü bitirse yarından korktu Mücella. Zaman öyle geçmiyordu.
Kendisine bir şey olduğunun farkındaydı ama ne olduğunu tam olarak çıkaramamıştı bile. Önünde ölüm üzerine düşünebileceği uzun yıllar, yangından geriye ne hasar kaldığını ancak dumanlar dağılınca anlayacaktı. Yara sıcakken duymamıştı acıyı. Gerçek acı zamanla başlayacaktı.