Fakat bir aynaya yansıyan şafak gibi o ruhunu gösteren parlak gözlerini nasıl unutmalı! Sabah neşesi olan tebessümünü, ikbal göğünde doğmuş iki yıldız olan o gözlerini kaybettikten sonra doğuşlarda, yıldızlarda bir güzellik, bir lezzet düşünemiyordu.
Evet, görmek istiyordu. Aşığının zihnini aşk kavramları, yüce manalar içinde bırakan gözlerine, bin parlak fikir ilham eden tebessümlerine ihtiyacı vardı. O tebessümler ki hayatın en acı, en karanlık taraflarını aydınlatmak için ilahi bir ışıktır.
Yıldızlar karanlık içinde parladığı gibi fakirlik ve sefalet içinde de saflık ve yücelikle parlayan ruhlar yok mudur? Bir kalp sevmek için mutlak servete, asalete mi muhtaçtır? Bence en gerçek ikbal, ruhun göründüğü iki güzel göz, en büyük servet kalbin hissini gösteren gül renginde dudaklardan akseden tebessümdür. Güzellikten büyük asalet, kalp temizliğinden büyük servet mi olur?
Zavallı çocuklar! Sizin o mini mini elleriniz, eski Asya vahşetinin kullandığı ve birkaç asırdan beri insanlığın zorbalığı altında inlediği esaret zincirlerini kırmak için değil, belki kendiniz gibi küçük kuşları ,güzel çocukları okşamak içindir.