İnsanın aşkından ölmesinin dilde hoş görülebilir şiirsel bir abartı olduğunu düşünmüşümdür hep. O akşam, bir kez daha kedisiz ve onsuz olarak eve döndüğümde, yalnızca insanın ölmesinin mümkün olduğunu değil, benim de böyle yaşlı ve kimsesiz bir halde aşkımdan ölmekte olduğumu anladım. Ama aynı zamanda bunun tam tersi bir gerçeğin de geçerli olduğunun farkına varmıştım: yaşadığım kâbusun verdiği zevki dünyada hiçbir şeye değişmezdim.
Yeni yılın başlarında, sanki birlikte ve uyanık olarak yaşıyormuşuz gibi birbirimizi tanımaya başlamıştık, çünkü ben onun uyanmadan duyabileceği yumuşak bir ses tonu bulmuştum.
Kanı, dallara ayrılarak bedeninin en gizli yerlerine kadar dağılan bir şarkının akıcılığıyla damarlarımda dolaşıyor, aşkla arınmış olarak geri dönüyordu kalbime.