" Ülkesinden uzakta doğup-büyüdüğü için dilini döndürememeyi kendine hak görenlerden iğrenmisimdir. Kesinlikle bir özrü yoktur , ağzı yaya yaya Türkçe konuşmanın. .."
" Her an yolculuğa çıkmak isteyebilecek birinin bütün eşyalarını atıp en gerekli olanlarla dolanması gibi...Ben de siyrilabildigim her şeyden sıyrıldım daha uzağa gidebilecek kadar hafif olmak için.. Ama olmadı. Terk ettiğim her şeyin ağırlığı binle çarpılıp, beynime yerleşti. Hafiflemek bir tarafa , daha da ağırlaştim. Söküp artıklarım tonlarca kâbus olup döndüler bana..."
" Ve bu yazma işi zihinsel ölüm yolculuğumuzun önündeki büyük bir engel,çünkü uyanık tutuyor beynimizi...Hatırlamak zorunda kalıyoruz kendimizi. Ve hâlâ hatırlayabiliyorsak, hâlâ devrik ve dik cümleler kurabiliyorsak ,daha zamanın gelmediğine işarettir. Daha cok var demektir, hiç bir şey düşünmeden ölümü beklemeye..."
" O zamanlar hâlâ bir umudum vardı. Bedeli karşılığında mutlu olabileceğimi düşünüyordum. Ancak büyüdüm artık. Dünyayı versem Tanrı ' ya, damlasını vermez bana mutluluğun..."
" Onu kurtaracağımı düşünüyordu. Ama kim kimi kurtarabilmişti şimdiye kadar? Beni kim kurtaracakti? " Kurtuluş " dedim... " Ankara' da bir mahalle " Fazlası değil..."