• “İstedikleri gibi biri olmayınca istenilmeyen biri oluyorsunuz.
    Kısa ve Net!”
  • 391 syf.
    ·7 günde·10/10
    Yaşar Kemal'den yine son derece dolu bir kitap.Anadolu insanının net bir fotoğrafını çıkarmış.Bir yandan verdikleri yaşam mücadelesini anlatırken, bir yandan da ermiş kavramını,hurafeleri,bir kişiyi bir anda nasıl göklere çıkarıp ta yucelestirdiklerini onu kendi içlerinde nasıl da mitolojik bir öykü haline getirdiklerini kitap ta görüyoruz.

    Araştırma yapmak, her konu hakkında bilgi sahibi olmak hepimizin görevi. Eğer ki bilgin yoksa başkasının bildiklerine sarılır, seni nereye isterlerse oraya çekmelerine müsade edersin.Mesele sadece okul okumak değil,kendimizi her yönleriyle gelistirebilmektir.Saygılar..
  • 256 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Kitabımız bir çok bölümden oluşuyor. Her bölümde kendimizi başka bir karakterde buluyoruz. Bazen Macide’nin yorgunluğunda bazen Bedri’nin aklıselim duruşunda ve iyiliğinde bazen de Ömer gibi insanın yapmam dediği ne kadar şey varsa yapmışlığında..
    Kendimizde ve çevremizdeki insanların bazı davranışlarına ayna olacak türden bir eser.
    Az çok bildiğimiz şeyleri açıkça ortaya koyarak bazı konularda deneyimlerimizi gözden geçirmemize ve daha net fikir sahibi olmamıza yön verecek bir eser olduğunu düşünüyorum.

    Bence her insanın okuması gereken türden bir kitap.
  • Bir büyücü, sadece yakınında olup ismini tam ve net olarak koyabildiği şeyleri denetimi altında tutabilir. Bu da iyi bir şeydir. Eğer böyle olmasaydı, güçlülerin kötülükleri ve de bilgelerin delilikleri, çoktan değiştirilemeyecek şeyleri değiştirme yollarını arar, Denge'yi bozardı. Dengesi bozulan deniz, üzerinde tehlikelere maruz kalarak yaşadığımız karaları basar ve eski sessizlikte tüm sesler ve isimler kaybolurdu.
  • 132 syf.
    ·Puan vermedi
    Bu incelemeyi Kemal Okuyanın, gazetecilik, yazarlık sıfatlarından bağımsız. Onun bir partinin (TKP) MYK üyesi olmasını ele alarak yazıyorum. Yani eleştirim Okuyanın siyasi görüşleri üzerine.
    Gelelim kitaba.


    Kemal Okuyan daha kitabın girişinde Marksist düşünce ile çelişiyor. Kitabın “Önsöz, giriş, yurtseverliğe methiye..” başlığını taşıyan giriş yazısında verdiği iki örnek arasında anlam ve içerik açısından uçurum var..

    Okuyan’ın ilk örneği savaş yıllarında geçen Parisli Lüi Rü’nin öyküsü.. Öykü anlam yüklü çok etkileyici ve öğretici bir öykü.. Kitabın giriş bölümünün başında yer alan öykü şöyle:

    “Lüi Rü yeni evler yaptı, bir yandan da oğluna baktı. Derken bir gün savaş çıktı, kötü Prusyalılar Paris’i kuşattılar. Kimse ev yaptırmak istemediğinden yapıların çevresindeki iskeleler tümüyle boşaldı. Prusya toplarının fırlattığı mermiler düştükçe, Lüi Rü’nün, öbür taşçıların emek verdiği, güzel Paris’in evlerinden birçoğu yıkıldı. İş yoktu, iş olmayınca emek de olmadı, üç yaşına basan Pol kuş yavrusu gibi sessizce ağzını açmaya başladı.

    O zaman Lüi’nin eline bir silah verdiler. Lüi tüfeği alınca şarkı söylemeye, “biraz ekmek!” diye bağırmaya kalkışmadı; ama binlerce başka taşçı, dülger demirci gibi kentlerin en güzeli Paris’i kötü Prusyalılardan korumak üzere yürüdü”

    Okuyan, bu örnekten sonra kendisi bir örnek veriyor.
    “Mahallenize girdiniz, sokağın başında iki kişinin kavga ettiğini gördünüz.. Ne olduğunu anlamak için yaklaştığınızda, kıyasıya dövüşen iki kişiden birinin dostunuz olduğunu fark ettiniz. Koştunuz, ayırmak için müdahaleniz boşa gitti, siz de kavgaya dahil oldunuz. Doğaldır ki, dostunuzla birlikte tanımadığınız yabancıya yüklendiniz.”

    Yurtseverliği anlatmak için verilen bu iki örnek arasında bir uçurum yok mu? Lüi Rü neden tüfeğini alıp kötü Prusyalılara karşı savaşa gidiyor. Öykü çok açık.. Lüi savaş yüzünden işini kaybediyor, Lüi gibi diğer Parisli işçiler de işsiz kalıyor.. Kötü Prusyalılar Parisli işçileri işsiz bırakmakla yetinmiyor onların emeklerinin ürünü güzel Paris’in yapılarını da yerle bir ediyor. İşsiz kalan Parisli işçiler işsiz ve aşsız kalmanın yanı sıra artık evsiz kalacaklardır. İşte Parisli Lüi ve diğer işçiler iş, aş ve özgürlük için silaha sarılıyor ve kötü Prusyalıların üzerine yürüyorlar.

    Okuyan’ın örneği ile Lüi’nin öyküsü arasında benzerlik var mı? Biri ekmek ve özgürlük için savaşan Parisli işçileri diğeri bir yabancı ile dövüşen arkadaş hikayesi.. Okuyan’ın örneği tam bir feodal örnek. Parisli işçiler iş, aş ve özgürlük için savaşıyor. Okuyan’ın örneğindekiler ne için dövüşüyorlar? Okuyan arkadaşını savunmak için yabancıya karşı dövüşüyor, üstelik belki de daha sonra yabancının haklı olma ihtimali var..

    Bu iki örnek arasındaki fark Türkiye solu ile olması gereken sol arasındaki fark gibi.. Birinde modern toplumun işçi sınıfının ekmeğini, işini ve özgürlüğünü korumak için savaşı var, diğerinde arkadaş dayanışması.. Biri modern yurttaşı temsil ediyor, diğeri henüz yurttaş bilincine erişmemiş, köylülüğün izlerini taşıyan feodal kültürü temsil ediyor.

    Okuyan’ın kitabının girişinde verdiği bu örnekler ve yurtseverliğe yaklaşımı, toplumsal olayları analiz edişi, onun sol anlayışa ters felsefesini daha başlangıçta ele veriyor. Okuyan’ın solculuğu az gelişmiş bir ülke solculuğu.

    Türkiye solunun ve sosyal demokrat olduğunu iddia eden CHP’nin, Türkiye’nin temel sorunları konusunda belirgin bir politikası yoktur. Okuyan’ın ve temsil ettiği siyasi parti de bu genellemenin dışında değillerdir. Türkiye solunun varlık gösteremeyişinin başlıca nedeni politikasızlıktır. Okuyan’ın kitabında da bu politikasızlığı görüyoruz.

    Okuyan kitabında Kürt sorununa yer veriyor ama Kürt sorunu konusunda açık net bir politika belirleyemiyor.

    Okuyan’a göre Türkiye solunun çeperlerinde Kürt düşmanlığı var. Solun Kürt düşmanlığı Okuyan’a göre: “ ..bütünüyle sosyalizmsiz bir solculuğun, sınıf perspektifinin yitip gitmesinin tezahürüdür. Biraz da sosyalizmsiz Kürt ulusal hareketinin milliyetçi-liberal salınımlarının izdüşümüdür bu düşmanlık”

    Kendi içerisinde çelişkili bir anlatımdır bu.. Kürt düşmanlığı bütünüyle sosyalizmsiz bir soldan, sınıf perspektifinin yitirilmesinden kaynaklanıyorsa biraz da diye başlayan cümle bir çelişki değil mi? Bütünüyle diye verilen nedenlerle biraz da nasıl yan yana gelebilir?.. O zaman bütünüyle değil büyük ölçüde ve biraz da olabilir.

    Hiç şüphesiz bu anlatım Kemal Okuyan’ın Türkçe eksikliğinde değil onun sosyalizimsiz solculuğundan kaynaklanıyor! Okuyan’ın Marks’ı kritik etmesi de öyle, sosyalizmsiz solculuk..
    Karl Marks ve yoldaşı Engels elbette her şeyi bilemediler, söyledikleri ve bize miras bıraktıkları düşünceleri elbette kritik edilebilir. Marksizm’e göre Marksizm’in değişmeyen tek ilkesi vardır; “değişkenlik ilkesi”, her şey değişir..

    Okuyan'ın yaklaşım Marksizm’e sol olmayan, “köylülüğün ve feodalizmin salınımlarının izdüşümü .
  • 336 syf.
    ·3 günde·8/10
    Gölgeler (The Rephaim Serisi 1)
    Şimdi ne yazsam bilemedim.
    Kitabı sevdim mi onu bile bilmiyorum bu tür kitaplarda beni çeken çok şey yok tarz meselesi sanırım . başlarda sıkıldım sonlara doğru öyle hızlı gitti ki ne zaman bitti anlamadım. İkiz kardeşler melekler Zebaniler düşmüş melekler ne ararsanız vardı kitapta. Kızımızın hafızası kayboluyor ve tabiki ikizi. Sürekli rüyalar görüyor ve gördüğü rüyada ki kişi karşısına çıkınca hersey başlıyor .
    Sevdim mi net değil devamını okuyacak miyim mutlaka