Ne istiyorsun Lenù, böyleyim çünkü kızımı kaybettim ve belki yaşıyor, belki ölü ama artık bu iki olasılığa da tahammül edemiyorum, çünkü yaşıyorsa benden uzakta yaşıyor, olduğu yerde başına korkunç şeyler geliyor, ki bunları görüyorum, hem de net bir şekilde, her gün, her gece gözlerimin önündeymiş gibi görüyorum; öldüyse ben de öldüm, içim öldü, gerçek ölümden daha dayanılmaz bir ölüm bu, yani duyuları olmayan bir ölüm, oysa bu ölüm beni burada her gün her şeyi hissetmeye, her sabah uyanmaya, yıkanmaya, giyinmeye, yemeye ve içmeye, çalışmaya, bir şey anlamayan ya da anlamak istemeyen senle konuşmaya, baştan aşağı bakımlı, saçları kuaförde yapılı, kızları okulda başarılı olan, her şeyi her zaman mükemmel yapan, bu boktan yerin bile bozamadığı ama onlara daha iyi bile gelen –kızları kendilerine güvenli kılıyor, daha kibirli yapıyor, her şeyi almaya hakları olduğuna inandırıyor– senle olmaya mecbur ediyor ve bu beni eskisinden daha fazla kıskandırıyor, mutsuz ediyor; bu nedenle git, git ve beni rahat bırak, Tina hepinizden çok daha iyi olacaktı, oysa aldılar onu benden ve ben artık dayanamıyorum.