Karma nedir?
Varoluşsal Bir Gasp: Başkasının Sınavını Çalmak Şimdi kendini bu varoluşun içinde bir bakkal dükkânı sahibi gibi düşün. Emeğin, çabanın ve terin kutsiyetini reddeden; ailesine, kendine ve hayata karşı sorumluluk almaktan kaçınan birine, sırf "merhamet" ya da "bağ" adına veresiye bir hesap açıyorsun. Ekmek, çay, şeker, un… Talepler bitmiyor, sen verdikçe o kendi konfor alanının kalın duvarlarını örüyor. Helvasını karıp zahmetsizce yiyen bu kişi, yaşamını bir asalak formunda sürdürmeye başlıyor. Peki, burada asıl suçlu kim? İstemeyi hak sayan mı, yoksa vermeyi erdem sanan mı? Felsefi açıdan baktığımızda, Jean-Paul Sartre’ın varoluşçuluğu bize insanın eylemleriyle kendini var ettiğini söyler. İnsan özgürdür ve bu özgürlüğün bedeli, eylemlerinin sorumluluğunu almaktır. Sen, o kişinin ihtiyaçlarını o daha talep etmeden ya da bedelini ödemesine fırsat vermeden karşıladığında, ontolojik bir cinayet işliyorsun. Onun varoluşsal yükünü omuzlarından alarak, aslında onun insan olma, hata yapma, düşme ve düştüğü yerden güçlenerek kalkma hakkını elinden alıyorsun. "Kişinin kendi yolunu yürümesine engel olan en büyük taş, başkasının onun adına taşıdığı yüklerdir." Onun bu hayattaki sınavı, dersi ya da görevi artık her ne ise; kendi sorumluluğunu alıp çalışmak, üretmek ve ayakta kalmaktır. Ama o bunu yapmıyor. Neden yapsın ki? Onun bu eylemsizliğini sürdürebilmesi için gereken yaşam destek ünitesinin fişi senin ellerinde. Sen bu düzeni kurdukça, onun tekâmülünü durduruyorsun. Psikolojinin ve Sosyolojinin Laboratuvarında "Öğrenilmiş Çaresizlik" Sosyolojik ve psikolojik bağlamda bu durum, toplumların ve mikro-toplulukların (ailelerin) nasıl çürüdüğünün en net kanıtıdır. Psikoloji bilimi bunu "öğrenilmiş çaresizlik" ve "kodependency" (eşbağımlılık) olarak tanımlar. Sen vererek
Hayata Dair
d grubu'ndan başlayarak tüm turnuva gruplarının öne çıkan kadrolarını, grup karmalarını ve kağıt üzerindeki teknik analizleri. ##` d grubu` ### `türkiye` * `kaleci`: mert günok, altay bayındır, uğurcan çakır * `savunma`: ferdi kadıoğlu, merih demiral, çağlar söyüncü, zeki çelik, ozan kabak, abdülkerim bardakcı, mert müldür * `orta saha`: hakan çalhanoğlu, orkun kökçü, ismail yüksek, salih özcan, kaan ayhan * `hücum`: arda güler, kenan yıldız, barış alper yılmaz, kerem aktürkoğlu, yunus akgün, irfan can kahveci, can uzun, deniz gül, oğuz aydın ### `abd` * `kaleci` : matt turner, ethan horvath * savunma: antonee robinson, tim ream, chris richards, joe scally, cameron carter-vickers * **`orta saha` **: weston mckennie, tyler adams, yunus musah, gio reyna, johnny cardoso * hücum: christian pulisic, folarin balogun, timothy weah, ricardo pepi, brenden aaronson ### `paraguay` * kaleci: orlando gill, roberto fernández, gastón olveira * `savunma`: gustavo gómez, fabián balbuena, junior alonso, omar alderete * `orta saha`: diego gómez, andrés cubas, damián bobadilla, braian ojeda
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Zaqa profilimi ziyaret et ve bana soru sor zaqa.net/Lezredell
Her girdiğim işte aynı cümleyi duydum. "Burayı eviniz gibi görün." Fazla üzerine düşündüğüm bir cümle değildi. Fark ettiğim bazı şeyler olmaya başladı. İnsan nereyi ev olarak benimserse içindeki huzursuzluğa rağmen kendini daha fazla zorlayabilir ve orayı güzelleştirebilirdi. Ev dediğimiz şey insanın kendini ait hissettiği yerdir. Mesela taşındığımızda yabancı hissetsek de kısa süre sonra yeni evimizi benimseyerek devam ediyoruz. İçindeki insanlar ailemizden birileri ama evlendiğimizde ilk defa aynı çatı altında olduğumuz başka biriyle paylaşmaya başlıyoruz. En net ifade edecek olay budur. Evlendiğimizde oturduğumuz eve değilde insana alışıyoruz önce. Eşimiz olarak gördüğümüz insana nispeten daha hızlı alışıyoruz. Ve evimiz demeye başlıyoruz. Şunu da unutmamak gerekir ki evimiz dediğimiz yer bir süre boyunca aile evimizi de oraya ait hissetmeye devam ediyoruz. İki evimiz olsuğunu düşünerek yılllarımızı geçiriyoruz. Ve sonra artık yabancılaşıyor. Kişisel sınırlar, saygı ve oraya ait değilmiş hissi devreye giriyor. İnsan benimsediği yeri ev olarak görüyor. İçindeki insanlar değişsede kendini oraya ait hissetmediği sürece ev olarak adlandıramayacaktır. Bir yer zorla ev olarak kabul edilemez. Bunun başlıca sebebi de ev sığınma yeridir. Sığındığımız yerde güvende hissetmeliyiz. Bunu sadece tehlikeli durumlar için demiyorum. Tehlike dediğim şey üzüntü olabilir, huzursuzluk olabilir, tartışmalar olabilir... kısaca tüm olumsuz şeyler hissettiren duygular olabilir. Bu duyguları değiştirilmediği sürece kalınan yer eve dönüşmeyecektir. Ev olarak nitelendirilebilmesi için güvenli hissetmek mecburidir. Bahsetmiş olduğum gibi bu duygular her an etrafımızda dönüyor bazıları için ise bir yeri benimsemek bir hayli zorlaşıyor. Tanımadığımız bir yer bize yabancı gelse de bahsetmiş
İnsan her ne kadar belirsizlik içinde kalsa da Yine de ne istediğini bilmeli net olmalı Ki kendisiyle beraber kimseyi kırmamalı
Duygu ve Düşünce