...başkalarının ondan önce, çok daha gençken öğrendiği bir şeyi kırk üçüncü yaşında öğrendi: insanın ilk aşkının son aşkı olmadığını ve aşkın bir son değil, bir insanın başka bir insanı tanımaya çalıştığı bir süreç olduğunu.
Kim olduğunu keşfetmeye on yıl geç başladığını farz ediyordu; gördüğü insan bir zamanlar olmasını hayal ettiğinden hem biraz eksik hem de biraz fazlaydı
Yetersizliğini bilmek de onu o kadar büyük bir sıkıntıya soku yordu ki bu duygu giderek sırtındaki kambur gibi onun bir parçası olmuş, alışkanlığa dönüşmüştü.
Kendisine mi, geçmişinin ve gençliğinin toprağın altına giren kısmına mı ağlıyordu, yoksa bir zamanlar sevdiği adamı saklayan zavallı ince şekle mi, bilemedi.
...dünyayla savaşacağından değil. Seni çiğneyip tükürmesine izin verecek ve yanlış olan neydi, diye düşünerek oraya serileceksin. Çünkü sen hayattan hep olmadığı bir şey olmasını, hiç olmak istemediği bir şey ol masını bekleyeceksin. Pamuktaki kurt, fasulye sapındaki solu can, mısırdaki kurt. Sen onlarla yüzleşemezsin, sen onlarla savaşamazsın. Çünkü sen çok zayıfsın ve çok güçlüsün. Ve dünyada gidebilecek hiçbir yerin yok.