Kuran, insanın en büyük umutlarının gayesi olan ahireti bile bu dünyanın renkleriyle resmetmekten kaçınmamaktadır. Bundan dolayı Hristiyanlar İslam'ı bir dine yakışmayacak şekilde duygulara hitap etmekle suçlamaktadır. Aslında bu İslamın maddi dünyaya yabancı olmadığını ve Hristiyanlığın bu dünyayı öteleme güdüsünü barındırmadığını göstermektedir.
Batılı insana özel hayatında Hristiyan olsa da umumi hayatta ve iş hayatında makyavelist bile olabileceği öğretilmiştir.
...
İslam dünyasını tanımış olan herkes, insan ile çevresi arasındaki olağanüstü ahenk, bireyin toplum ile bütünleşmesi, hiçbir şekilde suni, zahiri, siyasi, hukuki olmayıp aksine dahili ve organik olan bir uyumun varlığı konusunda hemfikirdir. Bu durum yoksulluğa ve geri kalmışlığa rağmen mevcuttur.
Kültürün temayül bireyselliktir; kitle kültürü tam tersi istikamette, manevi tektipleştirmeye doğru seyreder. Kitle kültürü bu noktada hem ahlak, hem de kültürle ters düşer. Kitle kültürü eğitir fakat yetiştirme. "manevi malların" seri üretimi, kopyaları, gösterişçiliği, ucuzluğu ve ferdi olana karşı ilgisizliğiyle, şahsiyetsizleştirmeye doğru iter. Otantik olan kültürün tam aksine, kitle kültürü bu tektipleştirme temayülü ile insan özgürlüğünü kısıtlar çünkü "özgürlük, tektipleştirmeye direnmektir" (Horkheimer).
Medeniyet, sürekli yeni ihtiyaçlar yaratarak, üstelik gereksiz ve fazlalık olan şeylere karşı ihtiyaç geliştirerek, insan ve doğa arasındaki madde alışverişini yoğunlaştırmak, harici hayatı dahili hayatın zararına teşvik etmek gayesindedir.
"Sahip olmak için üretmek, israf etmek için sahip olmak" medeniyetin doğasında bu vardır.