Kitabı bitirmenin haklı gururuyla fiyakalı bir paylaşım yapmak için fotoğraf çekmeye çalışırken masanın üzerine dökülen saç tellerimi fark ettim. Ne yalan söyleyeyim temizleyip kitabın yaşattığı hissiyattan mahrum bırakmak istemedim sizleri. Yazar da kitabının altı çizili, notlar alınmış şekilde okunduğunu görünce mutlu olduğunu söylemişti. Dökülen saçları koleksiyon edilmiş şekilde görmek ne hissettirir tam bilemiyorum :) Bu sebeple dökülen saç tellerini toplayıp Beyhan Budak’ın imzasının bulunduğu sayfaya koydum. İmzalı kitap aldığımın farkına da çok sonra varmıştım zaten, hayat acemisi olmak biraz da bunu gerektiriyor…
Küçüklüğümden bu yana stresli bir ortamda, kaygılandığım, heyecanlandığım bir durumda saçlarımı çekme eylemi gerçekleştiriyordum. Bunun psikolojik olarak zorluklarla baş etme yöntemim olduğunu biliyordum. Çünkü bebekliğimde hep annemin saçlarıyla oynayarak, gücüm yettiğince onları çekerek huzuru bulmuştum. Tabii 26 yaşında bir insanın huzuru saçlarını çekerek araması dökülmesine sebep oluyorsa, buna çok da şaşırmamak gerekiyor.
Kitabın ilk 200 küsür sayfasında Beyhan Budak bizi Youtube videolarında olduğu gibi karşısına alıyor ve şefkatli bir şekilde hayat hakkında yaptığı çıkarımlardan bahsediyor. Kitabı okurken yer yer yanağınız okşanıyor, bazı noktalarda saçınız seviliyor; bazen de yaptığınız hatalarla yüzleşip başınız öne eğiliyor. Beyhan hoca bunu o kadar tatlı bir dille yapıyor ki kendinizi terapi seansındaki o deri koltukta uzanma rahatlığında buluyorsunuz. Ancak kitap elbette böyle bitmiyor. 200 küsür sayfa boyunca uzandığınız deri koltuk, son 10 sayfada size batıyor, dik bir şekilde oturmanızı istiyor. Gözünüzü açıyorsunuz, dik bir pozisyona geçiyorsunuz ve Beyhan Budak sırtınızı sıvazlıyor. Artık içinde tutmanın bir anlamı olmadığını fark