Furkan Özdemir

Furkan Özdemir
@neyzentevkif
Hayvan Çiftliği üzerine (insan toplumu da olabilir)
Puan vermedi·152 syf.··
2025 9. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2025 18:40
Hiyerarşik toplumun ırkı, türü, cinsi olmayacağını çok iyi özetleyen bir hikâye. Zulmedenin insanlar olduğunu düşünüp devrim yapan hayvanların zamanla tür ve özelliklerine göre çeşitli sınıflara ayrıldığını görüyoruz. Bu ayrım, doğanın bir yasası mı yoksa zekânın ortalamaya olan üstünlüğü mü? Üzerine düşünmek gerekiyor. Tek başına zekânın üstünlüğü olduğunu söylemek, yüzeysel bir bakış açısına iter. Yönetmek için etik değerleri de yok saymak gerekir. Domuzlar da zekâları ve etik ahlaksızlıklarıyla zaman içinde yönetimi tamamen istedikleri gibi şekillendiriyor ve adeta bir insana dönüşüyor. Bizler de yönetenlerimizin domuza dönüştüğüne çokça şahit olmuyor muyuz? Kimi insanlar at gibi uysaldır, kimi insanlar koyun gibi koyundur, kimi köpekler çıkarına göre sadık birer insandır. Kimi insanlardan hayvanı çıkarırsın, kimi hayvanlara insanı eklersin ve tek bir tür ortaya çıkar: Önder, despot, diktatör, yüce domuz. Bence bu kitabın insanlardan gizlenen sloganı şudur: “İnsanlar ve hayvanlar eşittir, yönetenler domuzdur!”
Alıntı
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,2bin okunma
Reklam
1984 üzerine… (spoiler vardır ama çiftdüşün)
Puan vermedi·352 syf.··
2025 8. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2025 19:59
Yazıma, sonda söyleyeceğimi başta söyleyerek başlamak istiyorum: Bu kitabı hayatımızda en az üç kez okumalıyız. • İlk olarak, 17-18 yaşlarımızda, oy kullanma hakkı elde etmeye yakınken. • İkincisi, gençlikten yetişkinliğe geçiş evresi olan 30’lara doğru. • Son olarak da emekli olduktan sonra. Nedenine gelecek olursam, bu kitap bir ders kitabı niteliğindedir; ancak ders kitaplarından belirgin bir farklılığı vardır. O da hayatımızın üç farklı döneminde alacağımız derslerin birbirinden farklı olacak olmasıdır. Ben bunu, ikinci kez okumam gereken dönemde, ilk kez okumuş biri olarak yazıyorum. Kitabın içeriğinde “buharlaşacak” olursak, tümevarım yöntemiyle yazıldığını söyleyebiliriz. Özel olarak belli bir bölgeyi ve insanlarını konu alırken aynı zamanda evrensel bir bakış açısı geliştiriyor. Her okurun, yaşadığı toplumla ve yönetiliş biçimiyle fazlasıyla empati yapmasını sağlıyor. Okyanusya adında bir ülkede, Winston Smith, Julia ve O’Brien ana karakterleri üzerinden şekillenen hikâyede, karakterleri tanıma yolculuğunuzda ters köşelere hazır olmanız gerektiğini söyleyebilirim. Kitapta ters köşeler olduğu gibi zıtlık da çok iyi yansıtılmaktadır. Sevgi Bakanlığı denince aklınıza nefret, Varlık Bakanlığı denince yokluk, Gerçek Bakanlığı denince yalan gelmelidir. Çünkü bu bakanlıklarda çalışan Partililer, iktidar için nefretin, yokluğun ve yalanın aziz bekçileridir. Gerçi bunu yapmalarından başka bir yol da yoktur onlar için. Düzenli olarak tele-ekran adı verilen bir düzenekle izlendiğinizi ve dinlendiğinizi hayal edin. Düşüncelerinizi bile gizli tutmak zorundasınızdır çünkü mimikleriniz sizi ele verebilir. Böyle baskı içeren bir yönetim anlayışına boyun eğmekten daha zor bir şey varsa o da mücadele etmektir. Hiç denenmemiştir dersek, Gerçek Bakanlığında
Alıntı
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200bin okunma
Otomatik Portakal Üzerine… (spoiler içermeme ihtimali yok)
Puan vermedi·171 syf.··
2025 5. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2025 18:14
Bu kitaba inceleme yazmaya karar verirken ikilemde kaldım. Spoiler deryasına dalıp hikâyeyi mi anlatmalıydım, yoksa kitabın ana konusu üzerinden bir çıkarım yaparak mı yazımı tamamlamalıydım? “Söyleyin bakalım, ne yapacağımızı? Ha?” Bu ikilemden bir sonuç çıkaramayınca, baş karakterimiz Alex’in gurme zevklerinden biri olan Beethoven’in Dokuzuncu Senfonisini açarak yazmaya başladım. Alex, 15 yaşında bir çocuk olmasına, orta halli bir ailesi ve maddi durumu olmasına karşın keyfî olarak suç işleyen biridir. O dönemde bulunduğu coğrafyada çeteleşmeler oldukça yaygındır ve Alex’in de dört kişilik bir ekibi vardır. Kitabın ilk sayfalarında bu ekibin yaptığı iğrençliklere ayrı, bu iğrençliklerin sebepsizliğine ayrı canınız sıkılıyor. Her bir karakterden ayrı ayrı nefret etmeye başlıyorsunuz ve burada kitabın yazarının neden böyle saf bir kötülüğü konu aldığını sorgularken buluyorsunuz kendinizi. Çünkü alışık olduğumuz anlatı sisteminde, baş karakter ile bir bağ kurup onun gözünden hikâyeyi okumak vardır. Burada ise uzun süre boyunca Alex ve arkadaşlarından nefret ederek çeviriyorsunuz sayfaları. Karakterimiz nihayet cezaevine girdiğinde kitabın çehresinin de değiştiğini hissediyorsunuz. Alex’in burada yaşadıkları okura ağır gelmeye başlıyor; ancak yaptığı şeyleri ballandıra ballandıra anlatışını hatırlayınca haliyle ona çok üzülemiyorsunuz. Bir gün, cezaevindeki mahkûmların ıslah olmaması sebebiyle hükümet bir karar alıyor ve bu kararın uygulanacağı ilk insan da kendi tabiriyle “kardeşiniz Alex” oluyor. Sistemin işleyişi basit: Düzenli olarak mide bulandırıcı bir ilacı damar yoluyla enjekte edip Alex’e ağır şiddet içeren -onun yaptığı şeyler kadar iğrenç- görüntüler izletiyorlar ve bu görüntüler, onun için mide bulantısıyla koşullanmış oluyor. Tedavinin son
Alıntı
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024113bin okunma
Kelliğe Övgü üzerine…
Puan vermedi·72 syf.··
2025 4. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2025 10:30
Bir zamanlar dolgunluğu ve dokusuyla baş döndüren saçlarımın döküleceği gerçeğiyle yüzleşmek benim için hiç kolay olmadı. Bu durumun en kötü yanı, saçlarınızın döküleceğini ergenliğinizin son yıllarında hissetmeye başlamanız ve ondan sonra tamamen dökülene kadar her geçen gün bir tutam daha azap çekmenizdir. Bazen “Yıkıl da endamını göreyim!” demek geliyor içinizden, ama o aheste aheste seyrelmeye devam ediyor. Artık genç bir yetişkin, 20’li yaşlarının ortasına zamanını cömertçe harcayarak gelmiş biri olarak, saç dökülmemle yüzleşmek, kelliğe uzanan bu kararlı yolda direksiyonun başına geçmek istedim. Bu da beni kellikle ilgili içeriklere yöneltti. İşte tam da o vakit tanıştım Kyreneli Synesios’un Kelliğe Övgü’süyle… Bu kitaba nasıl bir anlam yüklemem gerektiğine karar veremiyordum, ta ki kitabın önsözünde beş ünlü kelin yazdığı yazıları görene dek… Beş farklı kelden, kellikleriyle alakalı kısa bir metin yazmaları istendiğinde ne düşündüklerini açıkçası çok merak ediyorum. Satırları dolduran cümlelerini ‘acının tatlı tebessümüyle’ okumayı beklediğim bu isimler, beni Kyreneli Synesios’a geçmeden önce güldürmeyi başardı. Hem de hiç acı bir tebessümle değil, bildiğiniz ağız dolusu güldürdüler. Yıllardır kafaya taktığım bir mevzudan muzdarip, yaşı kemâle ermiş insanların yazılarını okumak beni sandığımdan daha çok keyiflendirmişti ve Kyreneli Synesios’a çok güzel hazırlamış oldular. Kyreneli Synesios, kendisinden iki yüz yıl önce yaşamış Bursalı Dion adlı filozofun Saça Övgü isimli eserine bir cevap niteliği taşıyan Kelliğe Övgü’yü gayet yalın ve akıcı bir dille hicvetmeyi başarmış. 72 sayfalık bu kısa kitapta, büyük puntolu harflerle yazılmış metinler sayesinde okumak daha keyifli bir hâl alıyor. Yeterince iyi bir okuyucu olmasanız bile vereceğiniz bir saatlik
Alıntı
Kelliğe ÖvgüKyreneli Synesios · Sel Yayıncılık · 201416 okunma
Erving Goffman-Tımarhaneler üzerine…
Puan vermedi·397 syf.··
2025 3. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2025 17:24
Tımarhaneler Üniversitemin son yılında tez yazma telaşı içerisindeyken, bölüm hocamın tavsiyesi üzerine bu kitapla tanışmıştım. Gerek icra ettiğim meslek, gerek tezimin konusu, gerekse okuduğum bölümle ilgili olarak “kesinlikle” okumamın rica edildiği bir kitap olmuştu. Huyumdur; bir şey rica edildiyse, hemen gerçekleştiremesem bile zihnimin bir köşesinde kalır ve yapmam için adeta zihnimi tırmalar. İşin özü, yıllar önce aldığım bu tavsiyeyi ancak gerçekleştirmiş bulunuyorum. Kitabın içeriği, sizi de şaşırtmayacağı üzere, akıl hastalarının yataklı tedavi edildiği tımarhaneleri konu alıyor. Fakat bunu çok daha kapsayıcı bir başlık altında, “total kurum” olarak adlandırıyor. Total kurum, kendi isteğiyle veya zorla ‘kapatılmış kişilerin’ bulundurulduğu yapıya deniyor (örneğin; hapishaneler, toplama kampları, akıl hastaneleri vb.) Bu kurumlardaki işleyişi, işin içinde biri olarak -profilimde kitap hakkında yaptığım alıntılarda da görüleceği üzere- fazlasıyla benzer buluyorum. Kitap, yalnızca akıl hastalarıyla, mahkûmlarla, esirlerle ilgili bir bakış açısı sunmuyor. Orada çalışan personelle, üst düzey idarecilerle ve kurum kimliğiyle ilgili de görüşler içeriyor. Bu noktada, oldukça isabetli ifadeler olduğunu söylemeyi bir borç biliyorum. Erving Goffman’ın bu eserini diğer birçok eserden ayıran en önemli özelliği, yazarın bu çalışmayı yapmak için yıllarca akıl hastanesinde tedavi gören bir hastayla -neredeyse- aynı şartlarda yaşamasıdır. Zaten kapalı bir yer (total kurum) ile ilgili bir konu ele alacaksanız, araştırmacı kimliğinizle o kurumda bulunmanızın çok bir etkisi olmayacağını söylemek zor olmasa gerek. Gerekli donanıma sahip bir kişinin, olayı yerinde görmek adına fedakârlık yapmasını ve ‘kapatılmış kişi’ olarak kuruma girmesini çok değerli buluyorum. Uzun
Alıntı
TımarhanelerErving Goffman · Heretik Yayıncılık · 201557 okunma
Reklam