Suçluluk duygusu davet etmediği halde gittiği her yere peşinden gelen eski bir yoldaş gibiydi. Bir tarlanın ortasına dikilmiş reklam levhası, bir yüzün ortasında çıkmış siğil gibi çirkin ve gereksizdi, ancak vardı. Oradaydı. Kabul etmekten başka çaresi yoktu.
Erkekler evlerinin kapısından küstah bir boş vermişlikle çıkıyor, işe giderken yanlarına sadece dosyalarını alıyorlardı. O ise tıpkı ağır kabuğunu sırtına taşıyan bir kaplumbağa gibi suçluluğunu yükünü gittiği her yere sürüklüyordu.
“Hepimizin olmasını dilediği dilekleri vardır ama senin de bildiğin gibi, o dileklerin çoğu fedakarlık yapmadan gerçekleşmez. Hayatın bizi dengede tutma yolu bu, öyle değil mi ?”