“İnsanlar kendilerinden daha çok şey bilen birini çevrelerinde görmekten hoşlanmazlar. Sinirlenirler. Doğru konuşarak onları değiştiremezsin,kendileri öğrenmek istemelidir,onlar öğrenmek istemiyorlarsa bir şey yapamazsın,ya çeneni kapar ya da onlar gibi konuşursun.”
Büyükbabam,herkes öldüğü zaman geride bir şey bırakmalı derdi. Bir çocuk,bir kitap,bir resim,bir ev,yapmış olduğu bir duvar ya da bir çift ayakkabı. Ya da ekili bir bahçe. Ellerinin bir şekilde dokunduğu ve ruhunun öldüğün zaman gidebileceği bir şey,öyle ki insanlar senin diktiğin ağaç ya da çiçeğe baktığı zaman seni orada görebilsinler.
Bir eğretilemeyi kanıt olarak, bir kuru laf selini önemli gerçeklerin kaynağı olarak alma ahmaklığı, kendini tanrının gerçekleri açıklamak için yararlandığı bir kâhin sanma ahmaklığı doğuştan içimizde vardır.
Kitaplar bir tür depo gibidir ve biz onlarda unutacağımızdan korktuğumuz şeyleri saklarız. İçlerinde büyülü bir şey yoktur. Büyü,sadece o kitapların anlattıklarındadır, evrenin parçalarını birleştirip bize nasıl elbise gibi sunduklarındadır.