Savaşın etkisi, başlangıçta, bölgesel savaşların sürdürüldüğü yerler dışında doğrudan hissedilmiyordu. Kuraklıkla baş etmeye, hayatta kalmaya çalışan insanlar başlarına bir bomba düşmedikçe ya da mülteci akınları sınırları zorlayıp kendi şehirlerini istila etmedikçe savaşı doğrudan algılayamıyorlardı. Korkunç duruma tepki yerine rıza gösteren kitleler kurtuluşu ve güvenliği savaşla birlikte büsbütün güçlenen otokratlarda, tiranlarda, diktatörlerde arıyorlardı.
Ne garip! Yanmış, yıkılmış bahçelerde hâlâ güller açıyor, doğa da insan da son nefese kadar direniyor. Çocuk, yıkılmış evlerinin perişan bahçesinde direnen gül fidanından kopardığı goncayı getirmişti annesine. Anlamadığım birşeyler mırıldanıyordu ölmekte olan kadının yanaklarını okşayarak. Ne diyor, diye sormuştum çocuğun dilini bilen gönüllü hemşireye. "Senin en sevdiğin gül anneciğim, bahçemizden senin için kopardım," diyor. Kadının feri sönen gözleri, kanı çekilmiş yüzü, oğluna gülümsemek isteyip de becerememesi, dudaklarının acıdan kasılması, boğazına düğümlenen hıçkırık, oğlunu şu vahşi dünyada yapayalnız bırakıp gitmenin dehşeti... Savaşın acılarının, insanın trajedisinin resmini yap deseler, ölen annesine solgun bir gül koklatmaya çalışan çocuğu çizerdim.
"Köpeği öldürsünler, çocuğu da toplama kampına götürsünler diye mi? Savaş bölgesinden kaçmış bir çocuk bu, kaçak bir mülteci, görmüyor musun anne? Cesetleri sahillere vurduğunda herkesin gözyaşı döktüğü çocuklardan... Yaşı, kumsalda uyur gibi yatan o küçük oğlandan biraz daha büyük, bir de bu nasılsa hayatta kalabilmiş, o kadar. Sadece ölü çocuklara acıyor insanlar, öleceklere değil. Mantıklı ol, diyorsun, mantık vicdanı kovar mı anne? "
'Sorgulamadan inanmak' demek, 'Bana ne verilirse yiyeceğim' demektir. Böyle birinin din seçimi ne kadar samimidir öyleyse? Hiç... Çünkü orada, o seçimde kendisi dahi yoktur, samimiyeti nasıl olsun? Bu nedenle, 'sorgulamadan inanan'ın aslında hak dine saygısı olamaz. Çünkü 'sorgulamama tavrı'yla, dünyanın en büyük saçmalıkları ile en kutsal olanları aynı yere koymuş olur. Ona hangisi sunulursa, sorgulamadan kabul edecektir. Tüm dinlerde temel olan şey ve ilk adım 'sorgulamak' iken, peygamberlerin dünyadan göçmelerini takiben, sözde din otoritelerinin bunu tam tersiymiş gibi göstermeleri boşa değildir. Çünkü çoğunun derdi din değil, dinin onlara verdiği güçle kitleleri yönetmek ve sömürmek olmuştur.