Daha önceden aklıma gelmemiş bir şey değildi, çok defa, çok daha az külfetli durumlarda da düşündüğüm olmuştu; bu dürtü beni şiddetle, hiç beklenmedik şekilde sarstı, içimden asla tam olarak söküp atamadığım zehirli bir fısıltı, bazı günler duymakla duymamak arasında bir eşikte duran ama kimi günlerse kontrol edilemez bir biçimde yükselip pasparlak hayali bir cinnete dönüşen bir fısıltı,
neden olduğundan emin değildim, bazen kötü bir film ya da tüylerimi ürperten bir akşam yemeği daveti bile tetikleyebiliyordu bunu, kısa vadeli sıkıntı ve uzun vadeli acı, geçici panik ve kalıcı çaresizlik aynı anda yüzüme öyle bir vuruyor ve kül rengi metruk bir ışıkla öyle bir parlıyordu ki aklı başında ve net bir ümitsizlikle geriye dönüp geçen yıllara bakınca dünyanın ve içindeki her şeyin dayanılmaz bir biçimde ve daimi bir şekilde mahvolmuş olduğunu ve hiçbir şeyin hiçbir zaman iyi ya da idare eder olmadığını gerçek anlamda görüyordum, ruhun dayanılmaz klostrofobisini, hiçbir çıkış yolu
olmayan penceresiz odalarını, utanç ve korku dalgalarını, beni yalnız bırak, mermer zeminin üstünde ölen annem, kes şunu kes şunu, diye mırıldanıyorum kendi kendime asansörlerde, taksilerde, beni yalnız bırak, ben ölmek
istiyorum, soğuk, zeki, kendi kendini yakıp kül eden ve beni -birden çok kezzihnimi kararlı bir sisle örtüp elimin altında o anda ne kadar içki ve hap varsa hepsini karıştırıp yutmak için üst kattaki odama çıkaran bir gazap:
Beceremememin tek sebebi uyuşturucuya olan toleransım ve bu işteki acemiliğimdi, kendime gelince şaşırıp üzülüyor ama Hobie beni o haldebulmak zorunda kalmadığı için biraz olsun rahatlıyordum.