Her şey yitip gitmişti, bense unutulmuştum:
yanlış evde yanlış aileyle olmanın
yarattığı zihin karışıklığı beni tüketiyordu, bu yüzden günlerce uyumasına izin verilmeyen sorgudaki bir mahkûm gibi mahmur, sarhoş gibi sersemdim, dokunsan ağlayacaktım. Tekrar tekrar, eve gitmem lazım diye düşünüyordum ve sonra, milyonuncu kez, Gidemem ki diyordum.
Birini benim, annemi özlediğim kadar özlemek nasıl mümkün olabiliyordu? Onu öyle çok özlüyordum ki ölmek istiyordum; suyun altında havaya hasret kalmak gibi sert, somut bir özlem.