Bu kitap üzerine yüzlerce düz yazılar , eleştiriler, değerlendirmeler, makaleler hatta kitaplar yazılabilir.
Cahil olup mutlu olmak yerine bilinçli olmayı seçip acılarla dolu bu hayatı anlamlandırmaya çalışan sıradan bir okur olarak ben de bu başyapıt hakkında bir şeyler yazmak istedim.
Bakmayın siz Nihilistlere; bu yaşam sürdürülebilir kılınacaksa bir anlamı olmalı !
Onlar anlamsızlığın içinde eriyorlar. Anlamsızlığın verdiği acıyı ise geçici hazlar ile unutmaya çalışıyorlar.
Fakat tek yaptıkları, düştükleri boşluğu daha da fazla kazmak.
Yaşadığımız bu hayat acılarla dolu, hepsi de sürdürdüğümüz yaşamımızın önünde aşılamaz bir duvar gibi dimdik duruyor.
Fakat hiçbir acı yoktur ki anlamı olmasın,
Hiç bir acı yoktur ki senden deneyimlerini saklasın !
Kitapta da geçen Spinoza’nın Etika’sın dan şu alıntı bu dediklerimi özetler nitelikte :
“Bize acı veren duygular,
onun berrak ve kesin bir resimini çizdiğimiz anda acı olmaktan çıkar”
Hayat ancak bir anlamı olduğunda yaşanabilir kılınılabilir.
Acılar da bir anlamı olursa çekinir kılınılabilir.
Bütün duygularımız, görevi kan pompalamaktan ibaret olan bir kalpte değil;
Bilincimizde oluşur.
Biz bilincimiz de bu duygularımızı rasyonel bir boyuta oturtup veya kendimizi onlara daha fazla bağlayıp etkilerini azaltabilir veya arttırabiliriz.
Yazımızın başında dediğimiz gibi hiçbir acı yoktur ki senden deneyimlerini saklasın!
Sanmayın acıyı romantize ediyorum !
Size üstat Nietzche’nin sözü ile de gelmiyorum. (“Öldürmeyen acı, güçlendirir.”)
Eğer bir acıdan kaçma şansınız olup kaçmıyorsanız veya kaçınılmaz olan acıyı iyimser bir tavırla anlamlandırıp ondan çıkardığınız deneyimleri yaşamınızın geri kalanında kullanmak üzere bünyenize yerleştirmiyorsanız;
Bu Mazoşizm’den başka bir şey değildir dostlarım !
Kitabımıza dönersek,
Dr.