Bir önceki bölümde gördüğümüz gibi, acımasızlık ile zerafetin yan yana gidişin tapınağın içinde devam etmekteydi - friz barbarca karmaşa ve kutsal değerlerin kirletilmesi esnasında kahramanca çabayı, uygar Yunan yaşamını tanımlayan evlilik törenlerinin ve cinsiyet rollerinin doğruluğunun kanıtlanmasını gösterirken, tapınağın içinde belirlenmiş yerinde duran kült heykel de güneşin ışıkları altında tüm ciddiyetiyle dikilmekte, Apollon'a tapanlara ve sıkıntılı ölümlülerin geneline sakince yardım eli uzatmaktaydı. Bassae' deki tapınağın - yalnızca Sophokles'in oyunlarında değil- Yunan trajedisinde klasik uyum ile sınırları aşan şiddet arasında var olan gerilimleri özetlediği söylenebilir.
Thukydides History of the Peloponnesian War başlıklı yalın kitabında hastalığı demokratiK Atina'nın yıkımının siyasal bir simgesi olarak ele alır: 'Bütün bu acının en kötü niteliği yalnızca insanın hastalığa yakalandığını anladığında hissettiği üzüntü değildi - bir anda zihinlerde umutsuzluğun izlerini görürsünüz, bir anda yenilgiyi kabul ederler ve hiç bir direniş göstermezler - ama aynı zamanda her b,ir kişinin bakmakta olduğu kişiden hastalığı kapmasaydı; bu nedenle koyunlar gibi öldüler.' Aynı salgın Romalı şair felsefeci Lucretius tarafından anlatılır; Lucretius salgını insan toplumunun başına gelen kozmik bir felaket olarak görmekteydi.
Bulmak
Gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar.
Bir gülüşün içimde binlerce lamba yakar
Bir kurtuluştur o an çağrılsa senin adın
Sesin ne kadar sıcak sesin ne kadar yakın
Tabiat bir bembeyaz gelinlik giymiş gibi
Yüzüme kar yağıyor sanki elinmiş gibi
Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım
Sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım
Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden
İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden
Ölüm bize ne uzak ölüm bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm
Güzlek 1971