“Hiçbir şey hayat kadar saçma olamaz. Çünkü onun, yani hayatın, diyorum, her günü aynı bile olsa her günü başkadır. Bundan daha saçma bir şey düşünemiyorum. Gürül şarıl akan bir ırmağın durup dururken, birdenbire, tersine akmaya başlamasından büyük saçmalık bilmiyorum. Ama hayat bunu yapabiliyor işte, becerebiliyor; şaşırıyor muyum? Durup dururken, birdenbire.”
“Egemenler solcu bir hükümetten şikayet edebilir, sağcı bir hükümetten de şikayet edebilir ama hiçbir hükümet onların sindirim sorunları yaşamasına sebep olmaz, hiçbir hükümet onların belini ezmez, hiçbir hükümet onları denize koşturacak şeyler yapmaz. Siyaset onların hayatını değiştirmez, belki azıcık. Bu da tuhaftır aslında, siyaseti yapan onlardır ama yaptıkları siyaset hayatlarını neredeyse hiç etkilemez. Siyaset egemenler için genellikle estetik bir meseledir. Bir tür kendini keşfetme yöntemi, bir tür dünyayı algılama, kişiliğini inşa etme biçimidir. Bizler içinse ölmek ya da yaşamak anlamına gelir.”
“Sadece her şeye doğuştan sahip olanlar mülkiyet duygusunu gerçek anlamda tadabilir, sahip olmanın ne anlama geldiğini kavrayabilir. Mülkiyet hissi, insanın sonradan edinebileceği bir şey değildir.
“Senin hayatın, bizim, yaptığımız şeyler olmadığımızı kanıtlıyor, aksine biz yapmamış olduğumuz şeyleriz çünkü dünya ya da toplum bunları yapmamızı engelledi. Çünkü Didier Eribon’un peşin hüküm adını verdiği şeyler bizlerin, geylerin, transların, kadınların, siyahların ve yoksulların üzerine çöktü ve bizlere ulaşılması mümkün olmayan bazı hayatlar, bazı deneyimler, bazı düşler verdi.”
“Alkol unutmanın boşluğunu dolduruyordu. Her şeyin sorumlusu dünyaydı, etrafımızdaki insanlara unutmaya çalışmaktan -alkol sayesinde, alkol yüzünden unutmaya çalışmaktan- başka bir seçenek bırakmayan dünyaydı tek sorumlu, ama dünyayı mahkûm etmek mümkün değildi ki.
Ya unutacaktık ya ölecektik ya da unutarak ölecektik.
Unutmak ya da ölmek ya da unutmak ve unutmaya çalışırken ölmek. “