Adı:
Kara Yarısı
Baskı tarihi:
2 Nisan 2019
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750740237
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Burada bir sokak var. Uzun, ağaçsız ve derin derin uyuyan arabalarla dolu karanlık bir sokak. Birazdan gün, süt mavi örtüsünü sokağın üzerine serecek, evler ağaracak. Gün, köşeden sokağa girecek. Sahiplerini bekleyen atlar gibi sıra sıra dizili arabalar bir bir uyanacak, silkelenip yollara düşecek. Bugün bir cenaze kalkacak bu sokaktan.

Mahir Ünsal Eriş altı yıl aradan sonra yeniden okurların karşısına çıkıyor. Kara Yarısı’nda, yaşadıkları yerlerin küçük dünyalarına, aşamadıkları içsel sınırlara yahut muhitin kalıplarına hapsolanları ele alıyor. Kimi öykülerde kasabaların dar sokaklarında gezip tutucu, küçük, hiçbir gelecek vaat etmeyen yerlere sıkışıp çırpınanları resmediyor. Kimilerinde de bir kaza ya da alın yazısına kurban gidenlerin yahut ademoğlunun kara yarısına; yani hasede, fesada, çekememezliğe hatta basbayağı içindeki şerre kaptıranların peşine takılıyor. Lakin aydınlığı da zifiri karanlığı da okurlarının yakından bildiği o canlı, iştahlı, yaşam fışkıran üslubuyla anlatıyor.
144 syf.
Mahir Ünsal Eriş rahat bir kalem. Yazım şekli romana daha yakın olduğu için duygu aktarımında çok başarılı. Aynı anda iki kitap çıkardı. İkisini de aynı iletide değerlendirmek istedim.

Sarıyaz ve Kara Yarısı. İletişim Yayınları'ndan çıkmıştı önceki kitapları. Bu iki kitap Can Yayınları'ndan çıktı. Nedenini bilemiyoruz elbette. Bildiğimiz bir şey iki yayınevinin de başarılı olduğu.

İki kitabı art arda okudum. İlk Sarıyaz'ı. Sitede roman olarak geçiyor kitap fakat bu bir öykü kitabı. Öyküler birbiriyle ilişkili. Sarı dumanla kaplanan bir ilçede yaşanan, birbirine paralel olaylar. Bu durum kitabı roman yapmaz elbette. Öykülere bakacak olursak; içten, klasik, duygu yüklü. Birkaç öykü anıydı bana göre. Bir yazımın öykü olması için belli başlı muhteviyatları içermesi gerekir. Birkaçında bu özellikler yoktu maalesef. Fakat duygulu aktarım yazarı kotarmış. Okur olarak böyle şeyleri okumayı sevdiğimiz için bu bir eksik olarak görünmüyor. Teknik olarak bakıldığı zaman elbette bir sorun. Öykülerin içerikleri hakkında herhangi bir bilgi vermek istemiyorum. Kitabı okumak isteyenler için sürpriz olsun. Fakat şunu bilin ki duygularınız tavan yapacak. Peki yazarda bunu sağlayan özellikler neler? Bu soruya yanıt olarak birkaç şey söylemek istiyorum.

Öykü, kısacık yazımda okurun duygularını alt üst etme sanatıdır bana göre. Koca bir dünyayı, kısacık bir metinde verebilmektir. Bunu sağlayabilen insanlar ise iyi birer öykü yazarıdır. Eriş bu konuda oldukça başarılı bir yazar. Bunu sağlayan özelliklerden bahsetmek istemiştim. Birincisi, kilit noktaları iyi belirliyor yazar. Ve bunun üzerine sıkı çalışıyor. Okuru ele geçirecek noktalarda sağlam kroşeler sallıyor okura. Bu birinci özelliği. İkinci özelliği ise, okura sorular soruyor. Böylece okurla arasında sıkı bir bağ kuruyor. Okur öykünün içine çekilmiş oluyor. Sorularla birlikte zihnini öyküye veriyor. Öykünün içine giriyor. Bu iki özellik belki de bir öykü yazarı için en büyük nimetlerdir. Tonlarca para verilerek gidilen yaratıcı yazarlık kurslarında bile bahsedilmiyor bunlardan. Birkaç ıvır zıvır anlatılıyor o kadar. Neyse...

Kara Yarısı kitabına geçmek istiyorum. Sarıyaz'dan sonra beklentim sabitti. Fakat ilk kitaptan sonra beklentimi karşılamadı kitap. Teknik olarak çoğu öykü anıydı. Öykü kalıbına sığmayan bir çerçeveye sahipti. Günlük gibi, izlenim gibiydi. Peki duygu? Yoğundu. Hem de çok. Belirlediği konular günceldi. Topluma dönüktü. İlk kitaptaki uzun anlatılar yoktu. Toplamda 17 öyküden oluşuyordu. Birkaç tanesi bölünmüş uzun öykülerdi. Onları da hesaba katıyorum. Zihin açıcı özellikleri vardı öykülerin.

İki kitabı karşılaştırdığım zaman Sarıyaz gözümde açık ara önde gelir. Fakat Kara Yarısı da günümüz okurunun ihtiyaçlarını karşılıyor. Sanırım yazar ilk kitabını Sarıyaz olarak belirlemiş. Yayınevi de diğer öykülerini Kara Yarısı'nda toplamış. Maddi gerçekler bunlar. Yazara suç bulamayız. Rahat kalemi olan bir yazar iki saatte bir öykü yazabilir. Hele ki tanınmış bir yazarsa herkes ayıla bayıla okur öykülerini. Yazarların ilk kitapları çok değerlidir bu açıdan. Sonrakiler popülariteye kurban gider çoğunlukla.

İnce elenip sık dokunduğu zaman Kara Yarısı sınıfta kalır. Ama siz yine de iki kitabı da okuyun derim. Öykü seven herkesin kitaplığında bulunması gereken kitaplar. Ha bir de kitap fiyatları makul seviyeye çekilirse daha güzel olur. Ne yapalım böyle bir ülkede yaşıyoruz. Ne ucuz ki kitap ucuz olsun. Bunca yayınevi kurnazlığı eşliğinde edinilebilecek kitaplar.

Son olarak bir konudan daha bahsetmek istiyorum. Öyküde çeşitlilik. Bir tema bulmak, bunu bir kurguya oturtmak çok zor bir iştir. Hele ki bunu hiçkimsenin yapmadığı şekilde yapabilmek bir mucizedir. Mucizevi yazar beklemek günümüzde çok romantik olacaktır fakat okur olarak biraz çeşitlilik istiyorum. Büke'nin dediği gibi kişisel bunalım vıdı vıdılarından sıkıldım. Bir de çocukluk anılarından. Maalesef Eriş çocukluk anılarından öteye geçemeyen bir yazar. Birkaç öyküsünde çeşitlilik yapmayı denemiş, sonunda bilindik numaralarla öyküyü klişelikten kurtarmayı başaramamış. Umarım ileride kendini tekrar etmekten vazgeçer. Zira kalemi bunu hak etmiyor.
144 syf.
·2 günde·Puan vermedi
‘Kötülük yapmak kolay ama itiraf etmesi ölüm. İnsanlar birbirlerine kötülük yaparak yaşıyor. Ancak böyle olursa hayatta kalabiliyor artık. Yapmazsa, bundan kaçınırsa daha beteri kendi başına geliyor, bunu bildikçe daha da saldırganlaşıyor.’
.
Tek kalem; bağımsız hikayeler, birbirinden geçen hikayeler, birbirini takip eden hikayeler. Ve hepsi birleşince damakta kalan ‘bitti mi ki şimdi?’ tadı.
.
Mahir Ünsal Eriş, burnun direğini sızlatan hikayeler anlatıyor. İçinde uhde kalanları, çok sevenleri, iftira denen o meluna maruz kalanları, gülüp ağlamak arasındaki kararsızlığı çekenleri; kısaca bizi anlatıyor.
Yumuşak geçişlerle de değil hani. Oldukça sert ve doğrudan yapıyor bunu. Çünkü yaşamlarımız o kadar güvenli zeminler üzerine kurulu değil.
.
Bir alıntı daha iliştirip, yolu öyküden geçen her yüreğe selam ileteyim:
“Cinayet. Ne büyük kelime. Hele de bizimki gibi küçük memleketler, bizim gibi küçük garibanlar için. Ama insan, kapısını hangi kelimenin ne zaman çalacağını bilemiyor işte. Hayat, insanı en çok kestirilemez oluşuyla yoruyor.”
144 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
İyi akşamlar sevgili kitapseverler az önce bitirdiğim deyim yerindeyse tadı damağımda kalan birbirinden enfes öykülerden oluşan Mahir Ünsal Eriş’in Kara Yarısı isimli öykü kitabından bahsetmek istiyorum.
Öykü, kısacık yazımda okurun duygularını alt üst etme sanatıdır bana göre. Koca bir dünyayı, kısacık bir metinde verebilmektir. Bunu sağlayabilen insanlar ise iyi birer öykü yazarıdır. Eriş bu konuda oldukça başarılı bir yazar. Mahir Ünsal Eriş, burnun direğini sızlatan hikayeler anlatıyor. İçinde uhde kalanları, çok sevenleri, iftira denen o meluna maruz kalanları, gülüp ağlamak arasındaki kararsızlığı çekenleri; kısaca bizi anlatıyor.Yazarın birde Sarı yarısı kitabını okumak sanırım farz oldu diyebilirim.Sizlere gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir kitap.Selamlar kitapla kalın️‍️
144 syf.
·Beğendi·8/10
KARA YARISI
Her öyküsünde toplumumuzun farklı bir açığını, kanayan yarasını bulup işlemiş, irdelemiş bir yazar düşünün. İlk öykülerinin gelişme biçimi ve birkaç öykünün birinci elden anlatılıp güldürmesi bana #sezginkaymaz anımsattı. Fakat orijinal birkaç sözcük ve cümleyle kendi gibi yazan yazarlar hanesine koyabiliriz.
Adaletsizlik, direnmek, sürgün, hezeyan, küçük yerde yaşamak gibi farklı konulara değinerek de kendini tekrarlamayıp ağızda farklı bir tat bırakıyor.
Öykü severlere şiddetle tavsiye edebileceğim bir kitap. Keyifli okumalar
144 syf.
·2 günde·2/10
Çok beğenerek okuduğum bir kitap olmadı. İçindeki öyküler pek bana hitap etmedi. Ben kitaplarda daha farklı bir üslup seviyorum sanırım. Yazarla tanışma kitabımdı fakat pek güzel bir tanışma olmadı. Hatta kitabı bir yerden sonra okumayı bıraktım. Her yazarın bir şansı daha hak ettiğini düşünürüm hep. Belki başka bir kitapta tekrar karşılaşırız ve yıldızımız barışır. :)
144 syf.
·Beğendi·8/10
Kara Yarısı, yazarla tanışmama vesile olan ilk kitabı. Büyük bir zevkle otobüste, metroda, odamda ve fırsat bulduğum daha birçok yerde okuyarak bir günde bitirdiğim çok serin bir kitap. Yazarın sizi içine çeken yalın, duru ve bi o kadar da akıcı dili sayesinde hikayelerin hiç bitmemesini istiyorsunuz. Gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim.
144 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Mahir Ünsal Eriş'in okuduğum 2. Kitabı. Yine #hihieved tavsiyesi. Aynı şekilde öykülerden oluşuyor. İlk hikaye çok kötü. Kitaptan soğutuyor insanı. Devamı bu şekilde gelecek diye korkup bırakmayı bile düşündüm. Neyseki aynı tında devam etmedi. Sarıyaz'ı daha çok beğendiğimi söylemeliyim. Bundaki öykülerde ekşin bir şeyler var.
144 syf.
·4 günde·5/10
Merhaba insanlar.
Merhaba kanı bozuklar.
Merhaba dünyaya geliş amacı sadece kötülük yapmak olan ve şeytanın yanında staj yapmak isteyeceği müsvetteler...
Merhaba dediğime bakıp fazla yaklaşmayın,hepinizi keserim! kıvamına geldim.
8 Sarıyaz + 12 Kara yarısında olmak üzere toplam 20 öyküyü bir kaç gün içinde bitirince hepiniz, herkes gözüme bi başka görünmeye başladı.Modumu yükseltmem için acilen pizza mizza yemeliyim.Kestane şekeride olabilir bak.Pizza şimdi özeniyormuş gibi.Evet,kestane şekeri.Son kararım.


Sarıyaz kitabını çok çok sevdim.Kalemine zaten aşinaydım ki olmasanız bile hemen alışıyor,yabancılık çekmiyorsunuz.Ama söylediğim gibi,5,10,15ten sonrası gerçekten dipsiz kuyu.Bültenlere bakayım diye açtığınız televizyon içinizi darlayıp zaplamaya meylettirdiğinde o anda ne hissediyorsanız onu hiseettim ikinci kitap bittiğinde.Hikayelerin hepsi karanlık,umut yok,ışık yok.Ve vadetmiyor.
Ve evet haklı zaten ama bu kadarı bana fazla geldi.Özellikle gündemin hali hal değilken.Herkes paranoyaklıktan payına düşeni kuşanmış evden dışarı adımını öyle atıyorken...
Misal vereyim;


Pazardaki esnaf… ”Şu karı milletinin ne çok çenesi var lan arkadaş!” sözü üzerine aldıklarımı öylece tezgaha bırakıp gittiğim için bana bir şey yapmaya kalkarsa?Ya pantolon giymek için kabine giren kızımı gördüğü halde perdeyi açmaya yeltenip, olayı dalgınlığa veren adam… Tepki gösterdiğim için çocuklara veya bana zarar verirse?

Ya kırtasiyede bir anda kızımın yanağından öpüp çıkıp gittiği için bakakaldığım takım elbiseli adam sapıktıysa?
Ya okul görevlisi katilse?
Ya komşum?
Ya her an bir canavar, çocuklarımın herhangi bir halinden tahrik olursa? Veya oluyorsa?
Birisi herhangi bir şeyi sebep görüp beni öldürürse?

Düşündükçe aklımı yitiriyorum. Başka açıdan bakmaya çabalıyorum; o taraf daha berbat, daha korkunç.Herhangi bir adamın bize zarar vermesi için, bizim bir şey yapmamıza gerek bile yok. Bunlar kıyafetini beğenmediği kadınları da dövebiliyor. Dolmuşla evine dönen genç kızları da öldürüp parçalara ayırabiliyor. Minicik bebeklere bile… Yok, dilim varmıyor.


En korkuncu şu ki, bu adamlar her yerde. Markette, berberde, okulda, çarşıda, otobüste, aynı apartmanda, hatta aynı ailenin içinde.
Ve üstü kapalı daha bir sürüsü var. Ve yeni canavarlar yetiştiriyorlar. Aklım ve algım bana, kıt namus anlayışı sebebiyle küçük kızının oyuncak rujunu kıran, oğlunu ise ”Aç da görsünler.” tarzda büyüten babaların da potansiyel sapık olduğunu söylüyor. Onlar için kadın dövmek genelde basit, hatta gerekli bir iş. Yeteri kadar sebep bir araya geldiğinde ise, öldürebilirler de.

İnsanların azımsanamayacak kısmı sapık ve hasta. Geriye kalıp tecavüz ve ölümden sıyrılan şanslı(!) kısım ise, aklını yitirdi. Bu tünelin içinde kadın olmak, anne olmak, çocuk büyütmek korkunç bir iş.
Caydırma sistemi bir türlü oturtulmuyor. İnsan ne düşüneceğini, ne diyeceğini, ne yapacağını bilemiyor. Oturduğu yerden yanıyor. Tüm olan bitene duyduğu histen, ancak yeni bir cinayet haberiyle çıkabiliyor.
Sonu gelmeyen bir korku tüneli gibi, nereden ne çıkacağı belli değil.
Karanlık hiç bitmiyor.


Misal vereyim derken size kitabın (veya kitaplarin)özetini çıkardım.Öykülerin ana teması,daha en başından temeli yanlış atılan kurulu düzen.E hal böyle olunca yıkım kaçınılmaz oluyor.Ama ben yine derim ki;biz motorları maviliklere sürüp,güneşli günler göreceğimize inanalım.
Ayrıca,Murat değil,d ile olacak,lütfen;Murad.
(Çünkü en çok ben sana üzüldüm Murad...)
144 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Kısa kısa öyküleri var yazarın. Bazıları birbirine benzese de her öykü özgünlüğünü koruyor. Alışmış olduğumuz gibi mutlu sonlar karşılamıyor bizleri. Kısa, özgün ve güzel bir kitap
144 syf.
·2/10
Sıkıcı, basit bir kitap. Üstünde fazla durmamış çalakalem yazmış sanırım yazar. Ne diyelim böyle kitaplar, kitaplara ve yazarlara olan saygımızı azaltıyor maalesef
144 syf.
·4 günde·9/10
Kara yarısı öykü türünde yazılmış bir kitap. Öykülerin kimi birbirinden bağımsız kimisi bağlantılı şekilde ele alınmış. Öykü karakterleri günümüz insanını çok net tasvir ediyor . Pavyonlar sokaklar plazalar tren istasyonları Anadolu insanı Ve metropol insanının yaşantısından kesitler sunuyor. Yaz koşuşturması içinde çabucak okunacak serinlik hissi verecek öyküler
Cinayet. Ne büyük kelime. Hele de bizimki gibi küçük memleketler, bizim gibi küçük garibanlar için. Ama insan, kapısını hangi kelimenin ne zaman çalacağını bilemiyor işte. Hayat, insanı en çok kestirilemez oluşuyla yoruyor.
Bütün bunların başıma geldiği günün sabahı, çarşı içi, polis ve tevatürle doluydu. Keresteci İbrahim'i öldürmüşler, lafı almış yürümüştü. Sabah Gönen yakınlarında, Bezirci Köyünün azıcık dışında, kafası kopuk, bir çuval içinde gömülü bulmuşlar. İki haftadır ortalarda yoktu. Karısı çalmadık kapı bırakmamıştı. Benim dükkâna bile iki sefer gelip İbrahim'i sormuş, ikincide koyverip hüngür şakır ağlamıştı sümüğünü çeke çeke. Bu sabah ortaya çıkmış işte. Ehliyet bulmuşlar cüzdanından da öyle tanımışlar, kafasından hâlâ haber yok. Kadın perişan.
Terör dediler. Evvelsi hafta kahvede, Devsolcu Bayram'la kapışmışlar. Bir ıvır zıvır siyaset meselesinden, yaka paçaya gelmişler. Tam kafayı böğrüne çakıyormuş ki elinden almışlar Bayram'ın. Dev-Sol yapmış olabilir diye söylediler. Borç meselesi dedi bir başkası. Keresteci İbrahim'in çok borcu varmış. Ev, dükkân, araba, kereste çektikleri kamyonet hep ipotekliymiş. Manyaslı'nın büyük oğlu Mirza'ya, evle, arabayla, dükkânla ödenmeyecek borcu varmış. Manyaslı da alıvermiş kellesini İbrahim'in.
Böyle ölü metrukesi gibi, çuvalla gömmüş sonra da kalanını. Olur mu olur. Dostu varmış, diyen de oldu. Kürt Akif' in dalgasına ev açmış, bitirimin müebbetlik oluşunu fırsat bilip. Gül gibi yaşayıp gidermiş ilk evvela. Derken kulağına gitmiş Akif'in olan biten, yeğenlerini salmış İbrahim'e. Kaldırtmış. Gençler heyecanlı tabii, vur dedin mi öldürürler. Öldürmüşler. Hem öldürmek ne, kafasını gövdesinden ayırmışlar, eşya gibi taksim etmişler. Ben anlatanların yalancısıyım. Pek umurumda da değil aslını sorarsanız. Ben başıma geleni bilirim.
Uykunun kış odalarını soluk kokusuyla doldurduğu bir saatti. Güneşin dünyaya sırt döndüğü, karanlığın soğukla cisimleştiği bir kış gecesi. O günün gecesi işte. Karısının arayıştan perişan düşüp kara habere razı geldiği günün gecesi. Kapıya vuruldu uzun uzun, patırtılı, özensiz. Don paça fırladım yatağımdan. Kapının arkasındaki ses, "Polis" dedi.
Tövbe bismillah, bizim polislik ne işimiz olur. Açtım kapıyı. Bizimle emniyete kadar geleceksin, dediler. Neden diye sormak bile geçmedi aklımdan. Kapısına polis gelen insan değiliz ki. Bilemedim. Onlar açıkladılar mahmur şaşkınlığımı aralayarak. "Mehmet çalışkan değil mi? İfadenize başvurulacak, üzerinize bir şeyler alın da çıkalım." Giyindim. Düştüm önlerine. Apartmanın önünde bekleyen ekip arabasına bindim. Bir mavi bir kırmızı, bir mavi bir kırmızı ışığıyla insanın elini ayağına dolaştıran minibüse. O kadar geç bir vakitti ki, bir tek yüz görmedim camlarda. Bir yanlışlık uğruna tüm mahalleye rezil olmak da var, öyle ya.
Bir kere, daha dükkânı babam işletiyorken, bir bekçiden alacağını tahsil için girmiştim emniyetin kapısından içeri. Babam gönderip, "Bekçi Ziya'yı bul, çocuğu gönder de son taksiti vereyim, dediydi; al parayı gel," diye tembihlemişti. Bir on-on beş dakika beklemiştim gösterilen sandalyeye oturup. Bekçi gelip yaptığımız PVC'nin parasını vermişti, çıkıp gelmiştim ben de. Daha da bilmem karakolu, emniyeti. Muhakkak bir yanlışlık olacak.
Bir müddet girişte, ayakta beklettiler karakola varınca. Sonra alıp alt kata indirdiler, nezarete. "Burada bekleyeceksin," dediler. "Memur Bey," diyebildim. Yol boyunca lafımı hazırlamıştım. "Bir yanlışlık oldu galiba, neden çağırmışlar acaba beni?" Ben bilmem, der gibi bir baş sallamayla kapadı üstüme nezaret kapısını polis. Cevap vermedi. Gidişini, ara kapıyı kapatıp bizi bu tarafta kendi halimize bırakışını seyrettim.
Benden başka üç kişi daha vardı içeride. Birini azıcık tanıyor, birini de biliyordum. Üçüncü aşina bir yüzdü ama kimdir nedir çıkaramadım. Azıcık tanıdığıma doğru yüzümü dönüp, "Selamünaleyküm," dedim. Selamımı alıp elleriyle bankı gösterdiler oturayım diye. Gazeteciydi biri. Gazete dediysem, yalnızca abone olan esnafa gönderilen, matbaa makineleri boş durmasın diye çıkarılan, arada verilen bir-iki resmî ilanla dönen yerel bir gazetenin sahibiydi. "Mehmet Abi, hayır olsun?" diye sordum. "Ne oldu anlamadım, apar topar getirdiler. Sizi niye aldılar ki?" Dudağını büzdü adam, hayret ve uykuyla, "Anlamadım ki be kardeşim," dedi. "İfade dediler, karakolda öğrenirsin, dediler. Getirdiler."
S:87-89
Her yere benzeyebilen ama bir tek kendisine, bir türlü benzeyemeyen. Ankara ayazdır, Ankara memurdur, Ankara halısahadır, pavyondur, geçiş üstünlüğüdür.
.
Ankara’yı sevmek, evcilleşmiş bir vahşi hayvanı sevmek gibidir, her an dönüp ısırabileceğini bilerek. Ankara’yı sevmek, şehirde sevilecek tek şeyin Ankara olduğunu bilmektir.
.
Onda neyin sevileceğini bir onu sevenler görür.
"Allah'ım," diyordum her seferinde, "kötüleri yarattın, ona razıyım. Ama bu kadar güzel gülenlerini niye yarattın?"
Mahir Ünsal Eriş
Sayfa 44 - Can Yayınları 1.Basım Nisan 2019
Bir bir çekilmeye başlayacak arabalar kaldırımlardan. Önlüklü çocuklar, takım elbiseli adamlar, çizmeli, eteği ütülü kadınlar, arabalara binip binip gidecekler. Sokak uyanacak.
Evcil hayvanının davranışlarını önceden kestirebilecek kadar onu tanıyan, bunu kullanıp onunla eğlenen biri gibi davranıyor bana.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kara Yarısı
Baskı tarihi:
2 Nisan 2019
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750740237
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Burada bir sokak var. Uzun, ağaçsız ve derin derin uyuyan arabalarla dolu karanlık bir sokak. Birazdan gün, süt mavi örtüsünü sokağın üzerine serecek, evler ağaracak. Gün, köşeden sokağa girecek. Sahiplerini bekleyen atlar gibi sıra sıra dizili arabalar bir bir uyanacak, silkelenip yollara düşecek. Bugün bir cenaze kalkacak bu sokaktan.

Mahir Ünsal Eriş altı yıl aradan sonra yeniden okurların karşısına çıkıyor. Kara Yarısı’nda, yaşadıkları yerlerin küçük dünyalarına, aşamadıkları içsel sınırlara yahut muhitin kalıplarına hapsolanları ele alıyor. Kimi öykülerde kasabaların dar sokaklarında gezip tutucu, küçük, hiçbir gelecek vaat etmeyen yerlere sıkışıp çırpınanları resmediyor. Kimilerinde de bir kaza ya da alın yazısına kurban gidenlerin yahut ademoğlunun kara yarısına; yani hasede, fesada, çekememezliğe hatta basbayağı içindeki şerre kaptıranların peşine takılıyor. Lakin aydınlığı da zifiri karanlığı da okurlarının yakından bildiği o canlı, iştahlı, yaşam fışkıran üslubuyla anlatıyor.

Kitabı okuyanlar 151 okur

  • Merve Ceylan
  • Andy
  • m.
  • kedici
  • Ayşe Sezer
  • Maurote
  • Nur polat
  • Özge Hilal Sevin
  • rtgrlsln
  • sesil

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.3 (15)
9
%17.5 (10)
8
%29.8 (17)
7
%15.8 (9)
6
%1.8 (1)
5
%5.3 (3)
4
%0
3
%0
2
%3.5 (2)
1
%0