... Kendimi hiç tanımıyordum, kendime ait hiçbir gerçekliğim yoktu, sürekli yanılsamalar içindeydim. Sanki akışkanmışım ya da şekil verilebilirmişim gibi; başkaları beni tanıyordu ama her biri kendine özgü şekilde, bana atfettikleri gerçekliğe göre; yani her biri, ben kendim için hiç kimse olmadığıma göre, ben olmayan Moscarda'yı görüyorlardı bende; bir sürü Moscarda'ydı onlar ve tekrar ediyorum ben kendi gerçekliğim yokken onların hepsi benden daha gerçekti.
... Tam anlamıyla nefret değilse bile babamızla göz göze geldiğimizde, onun bakışlarında bu durumdan duyduğu rahatsızlığı görebiliyoruz. Düşmanca bakışlarımızı üzerine dikmiş orada dimdik ayakta duran bizler, onun bir anlık ihtiyaç ve zevkinin beklenmedik sonucundan ibarettik; bilmeden ektiği o tohum şimdi karşısında dimdik durmuş salyangozu andıran pörtlek gözlerle ona bakıyor, onu yargılıyor ve tamamen kendi isteği gibi, özgürce, başka biri, bizden de başka biri olmasını engelliyordu.
... çaresizce şu düşünceye saplandım: içimde olup da benden kaçan, bir aynanın önünde durup da yakalamaya çalıştığım anda hemen ben oluveren, başkaları için yaşayan ve başkalarının yaşarken görebildiği, benimse göremediğim o yabancının izini sürecektim. Ben de onu başkalarının görüp tanıdığı gibi görmek ve tanımak istiyordum.
Yalnızlık asla sizinle birlikte değildir ; siz olmadan vardır hep, yanınızda bir yabancıyla mümkündür ancak : nerede ve kiminle olursanız olun, tamamen yok sayılmalı, siz de etrafınızdakileri tümüyle yok saymalısınız ki arzu ve duygularınız kaygı verici bir belirsizlik içinde yitik ve havada asılı kalsın ve kendinizi doğrulamayı bir yana bırakırken bilincinizin içtenliği de yok olsun. Gerçek yalnızlık sadece kendisinin yaşadığı bir yerdedir, sizin için ise ne izi ne de sesi vardır ve orada yabancı olan sizsinizdir.