...böyle zamanlarda asla gerçek bir yaşamım olmayacağı hissine kapılırım; çünkü gerçekle, hakikatle her türlü temasımı, her türlü bağımı yitirmişim gibi gelir; çünkü nihayet kendi kendimi lanetlemişimdir;
çünkü o hayal dolu gecelerden sonra üzerime bir ağırlık çöker ki korkunç! O sırada etrafındaki dünyanın gürültü ve uğultularını işitirsin, insanların nasıl yaşadığını duyar, görürsün... onlar gerçekten yaşamaktadır, onların yaşamı ısmarlama değildir, onların yaşamının bir rüya, bir uyku, bir sanrı gibi dağılıp gitmediğini görürsün, yaşamlarının hep yenilendiğini, hep tazelendiğini, bir saatlerinin diğerine benzemediğini fark edersin; korkak hayal gücüyse bayat, bayağı denecek kadar yeknesaktır; sanrıların, fikirlerin kölesidir, aniden güneşi örterek güneşine o kadar düşkün Petersburg'un yüreğine çöreklenen ilk bulutun kölesidir;
sıkıntıya boğulmuş bir hayal gücü neye yarar! O yorulmak bilmez hayal gücünün de bir gün yorulacağını, sürekli gerilim içinde olmaktan bitap düşeceğini hissedersin, çünkü büyümekte ve eski ideallerini geride bırakmaktasındır; o idealler de parçalanıp toza toprağa karışır; eğer başka bir yaşamın yoksa yenisini yine bu parçalardan inşa etmek gerekir.
Her şey bir başkasına aitken, hiçbiri benim için değilken nasıl bu kadar kör olabilirim; hatta bana karşı sevecenliği, alakası, sevgisi bile ... evet, bana olan sevgisi bile, kısa süre sonra birisiyle buluşacak olmanın verdiği bir mutluluk ve bu mutluluğu benimle paylaşma arzusundan başka bir şey değilken?