Özür dilemeden konuşmak üzere kendimi çelik gibi sertleştirmiştim. Doğru sözlülüğümden dolayı kendimle gurur duyuyordum. Ama ben bilmesem de, onlar bilmeseler de, söylediğim şeyin doğru olmasdığını zaman gösterecekti. Doğru dediğiniz şey nadiren o kadar basit olur zaten; gerçi neticede benim doğrum kadar karmaşık olanına da pek kolay rastlanmaz.
Zaman nehrinde seyahat etmemizi sağlayan yegane tekneler masallardır, ama suyun hızlı aktığı yerlerde ve dolambaçlı sığlık alanlarda hiçbir tekne emniyetli sayılmaz.
Rüya görüyordum, diye düşündü. Buraya geldiğimizden beri. Şobi'deki gibi bir kabus değil. Güzel bir rüya, tatlı bir rüya. Ama bu benim rüyam mıydı, onun rüyası mı? Onun peşinden giderek, onun gözleriyle görerek, Viaka ve diğerleriyle tanışarak, şölenlerde ağırlanarak, müzik dinleyerek... Danslarını öğrenerek, onlarla davul vurmasını öğrenerek... Yemek pişirmesini öğrenerek... Meyve bahçelerini budayarak... Terasımda oturup tipu çekirdeklerini yiyerek... Müzik, ağaç, basit arkadaşlar, huzur dolu, yalnızlık dolu güneşli bir rüya. Güzel rüyam, diye düşündü kendine hayret edip, kendini iğneleyerek. Hiç krallık yok, hiç de öyle güzel bir prenses yok, tahtın diğer talipleri yok. Ben tembel bir adamım. Tai'nin beni uyandırması, beni sarsması, beni rahatsız etmesi lazım.