İki gün önce kendim için çok büyük bir kayıp yaşadım. Hiç eksik değilmiş gibi daha da boşluktayım. Gözümden sakındığım, pamuklara sarıp sarmaladığım, bakmaya kıyamadığım biri gitti benden. Hayır, ağlamıyorum. Sinir krizi geçirerek ona ait ne varsa yırtıp attım. Bütün mektuplarımı, bütün yazdıklarımı, bütün anılarımı paramparça edip poşete doldurdum ve çöpe attım. Kalktım, titreyen ellerimle yüzümü yıkadım, ağlamayı bıraktım. Sonra kendi kendime dedim ki, "Verdiğim bütün sözlerin arkasında durdum. Ondan giden ben değil, benden giden o oldu. Ben onu bırakmadım, o beni kovdu. Verdiğim bütün sözlerin arkasında durdum. Onu sevdim, ilgisini eksik etmedim. Aramızda onlarca kilometre varken yanında olduğumu hissettirebilmek için her şeyi yaptım. Hep gülümsedim, bir kere olsun sıkıntımı ona yansıtmadım. Onu dinledim, onu hep dinledim. Ona kimseye vermediğim değeri verdim. Sözlerimi tuttum." O gece uyudum, kalktığımda hiçliği vardı ama ben de vardım. Ben hâlâ varım. En iyi öğrendiğim şey de onsuz yaşayamam derken onsuz kalmaktı. Büyük konuşmamayı öğrendim. Devam etmeyi öğrendim. Acıyı nasıl savuşturacağımı, hayata nasıl tekrar başlayacağımı öğrendim. Hatalarımı öğrendim, oysa ben tüm hatalarına rağmen onu çok sevdim. Beni artık eskisi kadar sevmediğini, artık benim de hayata karışıp mutlu olmamı istediğini söyledi. İlk kez "Benim sensiz bir hayatım olamaz," değil de, "Tamam, hayatımı yaşayacağım," diyebildim. Belki de budur beni hayatta tutan.
Ve o defterden kurtuldum. Onu da parçalayıp attım.