Astra.

Astra.
Per aspera ad astra.
Üç gün önce onun bana bıraktığı lalenin aynısından bulup iki tane almıştım. Oysa sonra anladım, her bir lale benim için birini kaybetmekmiş. Yaşayıp göreceğiz, ikinci lale kimin kısmetiymiş?
Reklam
15.08.25
İki gün önce kendim için çok büyük bir kayıp yaşadım. Hiç eksik değilmiş gibi daha da boşluktayım. Gözümden sakındığım, pamuklara sarıp sarmaladığım, bakmaya kıyamadığım biri gitti benden. Hayır, ağlamıyorum. Sinir krizi geçirerek ona ait ne varsa yırtıp attım. Bütün mektuplarımı, bütün yazdıklarımı, bütün anılarımı paramparça edip poşete doldurdum ve çöpe attım. Kalktım, titreyen ellerimle yüzümü yıkadım, ağlamayı bıraktım. Sonra kendi kendime dedim ki, "Verdiğim bütün sözlerin arkasında durdum. Ondan giden ben değil, benden giden o oldu. Ben onu bırakmadım, o beni kovdu. Verdiğim bütün sözlerin arkasında durdum. Onu sevdim, ilgisini eksik etmedim. Aramızda onlarca kilometre varken yanında olduğumu hissettirebilmek için her şeyi yaptım. Hep gülümsedim, bir kere olsun sıkıntımı ona yansıtmadım. Onu dinledim, onu hep dinledim. Ona kimseye vermediğim değeri verdim. Sözlerimi tuttum." O gece uyudum, kalktığımda hiçliği vardı ama ben de vardım. Ben hâlâ varım. En iyi öğrendiğim şey de onsuz yaşayamam derken onsuz kalmaktı. Büyük konuşmamayı öğrendim. Devam etmeyi öğrendim. Acıyı nasıl savuşturacağımı, hayata nasıl tekrar başlayacağımı öğrendim. Hatalarımı öğrendim, oysa ben tüm hatalarına rağmen onu çok sevdim. Beni artık eskisi kadar sevmediğini, artık benim de hayata karışıp mutlu olmamı istediğini söyledi. İlk kez "Benim sensiz bir hayatım olamaz," değil de, "Tamam, hayatımı yaşayacağım," diyebildim. Belki de budur beni hayatta tutan. Ve o defterden kurtuldum. Onu da parçalayıp attım.
13.08.25
Gitti. Gideceğini en başından beri biliyordum fakat, beklediğimden erken gitti.
09.08.25
Ben Nisa. Nisa Kevser Kılıç. Elimde olsaydı ilk ismimi de kullanmazdım çünkü ben isimlerimi sevmiyorum. Eskiden severdim, beş yıl öncesine kadar. On beş yaşındayım fakat bana sorsalardı ellisine ayak basmış bir kadınım derdim. Beş yıl içinde kendi kendimin çöküşünü yine kendimin karşısına oturup izledim. On beş yaşındayım, onuncu sınıfa geçtim ve hayatımın son beş yılı benim için hiç iç açıcı değildi. Bir kısmında intihar düşünceleri, bir kısmında ise sevdiklerimi kaybetmenin sıkıntılarıyla ve tamamını sinir stres çerçevesi altında geçirdiğim seneler bana kendi çöküşümü izlettirdi. Ortaokul bitti fakat ben o sıralarda kaldım. Ortaokul bitti, beni de bitirdi. Kaybetmek istemediğim ne varsa her şeyimi kaybettim, kalanını ise kaybetmemek için oldukça direniyorum. Kendi istediğim okulu birçok travma ve kötü yaşanmışlıklarla bitirdim. Hiç istemediğim bir lise ile lise hayatına başlamak zorunda kaldım ve dokuzuncu sınıfı bir şekilde bu okulda bitirebildim. Her şeye dayandığım gibi bu okulu sevebilmek, en azından bu kadar zorluk çekmemek için elimden geleni yapmaya çalıştım. O lise benim için daha başlamadan bitti. Müdürün yanında istemsizce titrerken, yüzüm kıpkırmızı kesilirken ve ateşimin çıktığını anladığımda annemi çağırdılar. Müdürün annem geldiğinde, "Onun derdi okul, sınav veya hastalık değil. Psikolojik destek almanızı öneriyorum ve onun gözlerinden bile ne kadar yorgun olduğunu görüyorum. Şu an en büyük ihtiyacı size sarılmak," dediği anda kesinlikle anladım. O lise benim için daha başlamadan bitti. Okuldan çıktığımızda annemin ilk işi beni psikoloğa götürmek oldu. Sekiz seans gittim. Onların istediği her şeyi yaptım. Ailevi ve arkadaş çevresi aynı zamanda da okuldaki sıkıntılarım hakkında çok kez konuştuk. Arkadaşlarımla iyi vakit geçirmeye çalıştım. Maalesef
Eskiden kağıda dökebildiğim dertlerim vardı şimdi ne olduysa kağıda da dökemiyorum.
Reklam