''bazı şeyler geri kazanılmayacak şekilde kaybedilir. dünü hatıra diye taşıyacak gücün kalmaz, yarınlara umut olacak bir gün daha gelmez içinden. gidilmemesi gereken yerler olduğu gibi, dönülmemesi gereken yerlerde vardır. bir yol uzuyorsa içinden ulaşılacak olandan uzaklara, git. batmak için rüzgarlara ihtiyaç duymayacak bir gemi için, hangi denizlerde yelken açtığının önemi kalır mı? mavilere dalıp gitmiyordum eskisi gibi, hayal kurmayı umut edecek kadar soyutlanmıştım içinde bulunduğum dünyadan.
ziyanı yoktu, zor olmasına lakin sevemediğim tek şey hayattı. nasılsa bir gün bitecek diye hiç var etmeye çabalamadım kendimi. son bulduğunda unutulacak şeylerden biridir hayat, bir sevda olmaya çok uzaktır bu yüzden. yaşamayı sevmek, yaşamayı gerektirir mi? ölüm daha yakındır sevdaya, tanımadığın halde özlersin onu. çocukların neşesinden uzak parkların,yüzü asık ebeveynlerce agresifçe ittirilen salıncakların çaresizliğini hissettiğim günlerdeyim. avlanan bir balığın suya olan hasretini, insanın, insana olan acımasızlığını tüm çıplaklığıyla karşıladığım günlerdeyim. biraz bitmiş, biraz çoğalma çabası içerisinde geçen binlerce günü an ve an hissettiğim günlerdeyim. yorgun ve fethedilen bir şehrin yağmalanmaya gerek duyulmamış nesnelerin yalnızlığıyla; hayattayım, kendimle sınavdayım.'' / kendimle sınavdayım
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
''bambaşka bir duyguyu ilk kez tatmış olmak, unutamamayı da beraberinde getiriyor; senin sözlerine ilk bu tatta inanmaya başladım. zor zamanlardı, yıllarca başkalarının penceresiz bir odaya hapseden cümlelerinin arasında, senin cümlelerin uzak ve özlenen, hep gidilmek istenilen o yerin vaadiydi. olmadığında dahi, bütün ruhunla kendini sevdirebiliyor olmana hayrandım. seni tam anlamıyla bilmemenin ve harcanan bir ömrün bile bunu karşılayamayacağının arkasında, hep seni sevmek gizliydi. karanlığa boğulmuş bir çocukluğun en çok yaraları hatırlanırmış, yaşanan bütün çocukluk yaralarından, yaşamadığım güzel bir anıyı uydurup bana inandırandın. yalnızlık kılığıyla oturduğum bir masada yalnızca seninle kalabalıklaştığım zamanları özlüyorum. senin olmadığın bir masada dahi seni unutmak imkansız. sen bir uykuya kendini bıraktığında dünyanın kepenklerini indirişini dahi gördüm. hatıran gece boyunca yanımda, gülüşün sabahı getiriyordu. anlatılan bütün destansı aşk hikayelerine karşın, sana aşık olduğumu anladığım ilk an, yeşil biberi ince ince doğruyordum. bir anda aklıma gelişin biberleri doğramayı bitirdikten sonra da son bulmadı elbette. yeni ektiğim tohumla beraber nasıl domateslerimin içine yerleştiğini, suladığım çiçeklere kadar nasıl girdiğini bilmiyorum. denemeye kalktığım bir kalemin kalemin ucundan adının kağıda bir anda dökülüşüne, yaz akşamlarının serinliğine ve denize bakan o otel odasının serinliğine kadar nasıl girdiğini, inan, bilmiyorum. bana olan sevgini hiçbir kelimenin karşılmayacağını fark ettiğin an, dudaklarını iki yana çeken gülüşünü saklamaya başladın; bundan daha iyi bir ''seni seviyorum'' yoktu. inşa edilmemişti, bulunmamıştı. birbirimizden uzak, her gece aynı masada buluşup birbirimizle konuşmaya başladığımız o an, yaşadığımız yüzyıldan bir anda