Beyzanur Saldıran, bir alıntı ekledi.
23 May 19:50

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamı dır, Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor..

Cahit Sıtkı Tarancı, Muzaffer UygunerCahit Sıtkı Tarancı, Muzaffer Uyguner
Gamze Bir, Serenad'ı inceledi.
01 May 10:18 · Kitabı okudu · 16 günde · Beğendi · 10/10 puan

29 Nisan Cuma akşamı başladım, elimde fosforlu kalemim okumaya koyuldum, 15 gun icinde o aralar cok yogun olmama ragmen bitirdim. Bazen bu kadar yoğun bir şekilde bir kitabın derinliklerine dalmak çok keyifli oluyor.

30/04/2018
Bir nisan akşamı,
Nisan ayının son akşamı
Rüzgarın hafif esintisini hissettim.
Ama nasıl hissetmek...
Sanki bana bir şeyler söylemek istiyordu.
Düşündüm.
Hep böyle zamanlarda yalnız kalmak arzusu duyardım.
Hayatımı şöyle bir gözden geçirmek için.
İlk olarak kendime,
Zamanın ne kadar da hızlı aktığını söylerdim.
Bu çağlarda zaman hep mi hızlı akar acaba?

30 Nisan pazartesi akşamı beraat kandili efendimiz,o gece hakkında şöyle diyor;o gece güneş batınca ALLAHU TEALA gün ağrıyıncaya kadar;bende mağrifet dileyen yokmu ona mağrifet edeyim...ey kullarim benden rızık isteyen yokmu onu riziklandiriyim..bir bela ile müptela olan yokmu ona kurtuluş vereyim'diye buyurur.Her kim o kutlu geceyi paylaşıp duyurursa Allah ondan razı olsun.

Ferya Fertelli, Leylim Leylim'i inceledi.
25 Nis 00:40 · Beğendi · 10/10 puan

AHMET ARİFLEYLİM LEYLİM

20 Nisan akşamı elimde okuduğum kitaplar olmasına rağmen madem bugün Anadolu Ozan’ın doğum günü dedim o zaman elimde okunmayı bekleyen Leylim Leylim’i oku dedim.Bu arada oğlu Filinta Önal doğum gününün aslında 23 Nisan olduğunu açıkladı Nebil Özgentürk’ün hazırladığı belgeselde.Ben de kitabı Edebiyatist dergisinin 16.sayısındaki Filinta Önal’la ve yapılan söyleşi ve tabi ki kendi sesinden o muhteşem şiirleri eşliğinde okudum.Okuduktan sonra üzerine bir de belgesel izledim.Bıraktığı tat eşsizdi,hüznün tarifi imkansızdı.

Gelelim Leylim Leylim’e Ahmet Arif’in 1954’ten başlayıp 1959 yılına kadar ve en sonda 1977 yazdığı mektuplardan oluşun bir kitap.
Körkütük aşık Ahmet Arif sevdiği kadına yazmış bu mektupları,aşkına karşılık bulma umuduyla ve yaşama tutunma umuduyla.O yıllar halkına inanmış,inançları uğruna çok büyük bedeller ödemiş,işkencelerin en ağırından geçmiş yeterince değeri bilinmemiş büyük Ozan’ın unutulmaması adına kabul etmiş Mert kadın,yüce gönüllü Hasretinden Prangalar Eskitilen Leyla Erbil,mektupların yayınlanmasını.
Mektupların ışığında o dönemin entelektüel ortamını yayın dünyasında ilişkileri olan Forum,Ufuk’lar,Pazar Postası,Şairler Yaprağı adlı dergilerdeki yer alma mücadelesini,aşk için yanıp tutuşurken bir taraftanda Ülkesinin sorunlarını dile getirişenide görüyoruz.”Niceleri giyotinleri,ateş yığınlarına,yırtıcı hayvanlara verilmedi mi?Onlar da duyan ,arzulayan,seven bir yürek bir ten taşıyorlardı.Şimdinin ya da geleceğin insanları,gülsün-kaygısız uykulara varsın-işini,yaşamasını,dünyadaki anlam ve yerini sevebilsin diye benim acı çekmem,çıyandan,ahtapottan farksız zebaniler elinde can vermem gerekiyorsa hay hay!Bu Şeref’i verecek şansın çok cömert olduğunu sanıyorum.Değil mi?”
Mektuplar sadece Ahmet Arif tarafından yazılanlarla kalmış,Leyla Erbil tarafından yazılan mektuplar bulunamamış.Aşkın karşılıklı olup olmadığı muamma belki de okuyucuyu cezbeden yönünde burda saklı.Biri en büyük ozan diğeri çok önemli bir yazar.
Hayran olunmayacak gibi değil,her iki taraf adına da.

“Gitmek,gözlerinde gitmek sürgüne,
Yatmak,
Gözlerinde yatmak zindanı.
Gözlerin hani?
Diye soruyor Ahmet Arif
Leyla Erbil Üç Başlı Ejderha adlı kitabında,
“Gözleri oğlumun,,,gözleri,,,gözlerinde bulurdum can tılsımımı,,,gözleri hani,,,”
Diye cevap veriyor.
Leyla Hanım’a mektuplarındaki hitap şekillerinin altını çizdim bolca hepsi doğal olarak şiir tadındaydı.
Küçüğüm,sevgilim,imzası martıdan sıcak,uçan uzak martılardan daha sevimli,imzası uçan kuş,kendisi İNSAN sevgilim.Özledim diyebiliyorum ya,yeter bana.Evet ÖZLEDİM SENİ.Hastalıklar,musibetler,uzak kalsınlar sana.Yerine,ne çekeceksen ben çekeyim.Yerine,ne bela bulacaksa beni bulsun.Kadalar beni alsın.Kurban başan.Başan dönüm.Kadan alım.Cümle dünyalıkları senin ayağının dırnağına kurban ederem.Bir havan,bir tutumun var ki ab-ı hayata bile değişmem.Yiğit rahat,dobrasın.Beni hiç kırmadın.Umut,yaşama sebebi,zulme dayatma yetisi oldun bana.SENSİZ EDEMEM.
Hemen hemen tüm mektuplarında Leyla Erbil’in ne kadar Mert,Yiğit,delikanlı,Dobra,Gözünü Budaktan Sakınmayan ve Namuslu bir kadın olduğunu vurgulamış.Bu da Leyla Erbil’e olan hayranlığımı bir kat daha artırdı.Aslında sıralamada önce Leyla Erbil okumak vardı,kitapları beni beklemekteydi ama bu da ayrıcalıklı oldu.
Önce şiir değil benim için.Önce sen.Bu “sen”in içine 60 kilon,kaşın,gözün,tenin,gençliğin,merhabamız,sustuğumuzda aramızda,masada,havada olan isimsiz kesiklik,sonra senin o bulunmaz yiğit kalbin,hilesiz dokun...Hepsi,hepsi girer.
sevgili ustam,ömrümün sebebi.
Seni antabilmek seni iyi çocuklara,kahramanlara,-seni anlatabilmek seni-namussuza,yaşamayana,kahpe yalana.
Sana dert,sana ağırlık,sana sıkıntı olurum.Nemsin be?Sevgili,dost,yar,arkadaş...Hepsi.En çokta en ilk de Leylasın bana.Bir umudum,dünya gözüm,dikili ağacımsın.Uçan kuşum,akan suyumsun.Seni anlatabilmek seni.Ben cehennem çarklarından kurtuldum,üşüyorum kapama gözlerini.

Ata
1930’lar Atatürk’ün devletin çeşitli zor işlerinin yanı sıra sahne sanatlarıyla da aynı oranda ilgilendiği yıllardır. Oyunlar yazdırır, düzeltir, izler.

Galip Arcan’ın yazdığı “Sırat Köprüsü” adlı bir tiyatro oyununu izlemeye gitmiştir. Başta mutludur. Biraz sonra sinirlenmeye başlar.
Piyesin sonunda:

- Bana Galip Arcan’ı çağırın, der.

Galip Arcan gelince:

Bu piyesi siz mi yazdınız, diye sorar.

Galip Arcan:

- Evet Paşam, deyince...

- Hayır bu piyes Fleur D’orange adlı vodvilin aynen çevirisi, neden bunu belirtmediniz, diyerek sitemlerini bildirecek kadar konuya hâkimdir.

12 Nisan 1930 akşamı tüm sanatçılar için bir kabul veren Gazi Türk Cumhuriyeti’nin hemen bütün erkânı ortasında sanatçılar için bir NUTUK okur:

- Efendiler! Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hattâ reisicumhur olabilirsiniz. Fakat sanatçı olamazsınız! Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kesilmiş demektir.

Bu sözler üzerine heyecanlanan sanatçılar elini öpmek isteyince de şu muhteşem sözü söyler:

- Sanatçı el öpmez, sanatçının eli öpülür.

Atatürk pek çok tiyatro eserini de izlemiştir. Bunlar içinde “Uçurum”, “Asaletmaap”, “Yalova Türküsü”, “Akın” sayılabilir.

Vakitlerden bir nisan aksami..
Desem ki vakitlerden bir
Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor, Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini, Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim, Senden kopardım çiçeklerin en solmazını, Toprakların en bereketlisini sende sürdüm, Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım, Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber. Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede, Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.
CAHİT SITKI TARANCI

1000K Bursa 12.buluşma Duyurusu
Herkese Merhabalar,

1000Kitap Bursa 1 yaşında!! :)

12.buluşmamız 13 Nisan 2018, Cuma akşamı saat 18:30 'da Artıç Hotel'de. Katılmak isteyen arkadaşlar ileti altında belirtirlerse listeye ekleme yapacağız.

Tartışılacak Kitap : Yedikuleli Mansur
Buluşma Tarihi: 13 Nisan 2018 / Cuma

Yer: Artıç Hotel - http://www.artichotel.com
Saat: 18:30

İrtibat : NigRa ve Ahmed Yasir Orman

Katılımcı Listesi :

NigRa
Ahmed Yasir Orman
Fatih Yıldırım
Oğuz Beyiniz / Auri
Samet Ö.
HAYRIYE GUNGOR ve Yiğit Ali <3
Furkan
Yadigar Soydan
Özlem
Mahmut
Burcu Erol
Senem Özcan