via

via
@nocapv1a
1 okur puanı
Kasım 2025 tarihinde katıldı
Puan vermedi
madem bir tane kitap yorumladım, devamı da gelsin nietzsche’nin , böyle buyurdu zerdüşt kitabı bana göre bir kitap değil; bir uyanış çağrısı. okurken insan kendini, kendi zihninin içinde yankılanan bir vaazın ortasında buluyor. fakat bu vaaz, kimseye ait olmayan, hatta Tanrı’ya bile değil — insanın kendi özüne, kendi iradesine ait bir ses bu. zerdüşt’ün ağzından konuşan Nietzsche, aslında bize şunu söylüyor: “kendini aş. kendi değerlerini kendin yarat. başkasının doğrularıyla yaşama.” kitabı felsefi açıdan düşündüğümde, en temel mesele “üstinsan” kavramı etrafında dönüyor. üstinsan, bence bir tür idealdir ama ulaşılması gereken bir hedef değil — sürekli bir dönüşüm hâlidir. nietzsche, insanın kendi içindeki zincirleri kırmasını isterken aslında onu sonsuz bir mücadeleye davet ediyor. çünkü varoluş, asla tamamlanmayan bir süreç. zerdüşt bana şunu hissettirdi: insanın en büyük savaşı, kendine karşı verdiği savaştır. kendi korkularını, inançlarını, alışkanlıklarını ve toplumun ona dayattığı “iyi-kötü” kavramlarını sorgulamadan özgür olunamaz. bu yüzden kitap bana bir tür ruhsal başkaldırı gibi geldi. nietzsche’nin “tanrı öldü” sözü bile aslında dine saldırı değil; insanın dışsal otoritelere teslim olmasına bir eleştiridir. çünkü Tanrı öldüyse, artık sorumluluk bizdedir. bu da özgürlüğün en ağır hâlidir. varoluşsal açıdan bakarsam, böyle buyurdu zerdüşt bana insanın kendi anlamını yaratma zorunluluğunu düşündürdü. dünyada hiçbir “hazır anlam” yoktur — her şeyin anlamını biz kurarız. ama bu da kolay değildir; çünkü anlam yaratmak, aynı zamanda bütün boşluğu sırtlanmaktır. nietzsche, insanı bu boşluğun içine itiyor ama oradan çıkabilmesi için de bir kıvılcım veriyor: “kendini yeniden yarat.” zerdüşt’ün yalnızlığı da çok etkiledi beni. çünkü hakikati gerçekten arayan biri,
Böyle Buyurdu ZerdüştFriedrich Nietzsche · Asa Kitabevi Yayınları · 200047,6bin okunma
Reklam
Puan vermedi
çok fazla şey yazabilirim bu kitap hakkında. binlerce yorumum var. kimisinin iğrenç diye tanımladığı kitap benim ilhamım oldu. kendimi hep karakterlerle özleştirdim. yeri yeldi kinyas oldum, yeri geldi kayra oldum. öyle karakterler düşünün ki başlarda bu ne ya dediğiniz kişilerde kendinizi görmeye başlıyorsunuz. yarı anarsist yarı varoluşçu, bitirdikten sonra sizi paranoyak yapabilecek, baktığınız yerlerde hikayeden kesitler görebileceğiniz bir kitap. ilk sayfalardan itibaren anladım ki, kinyas ve kayra insanın kendinden kaçışını anlatırken aslında hiçbir yerin sığınak olamayacağını söylüyor. çünkü kinyas da kayra da aslında dünyadan değil, kendilerinden kaçıyorlardı. ve insan, kendisinden kaçtığı yerde bile yine kendisine rastlıyor. kinyas ve kayra bana insanın kendisiyle ne kadar savaşabileceğini gösterdi. insanın kendi beynine sıkışmış bir mahkum olduğunu. bazen düşündüklerimizin bile bizim olmadığını, sistemin, toplumun, hatta travmaların bir ürünü olduğumuzu. aynı zamanda bana ‘hiçlik’ duygusunu düşündürdü. yani hayatın anlamını ararken aslında o anlamın hiç var olmamış olabileceğini. ikisinin de dünyaya yabancılaşması, sisteme, ahlaka, dine, düzene kafa tutuşları beni düşündürttü. Ama en çok şunu hissettim: insan ne kadar derine inerse insin, orada yine kendini buluyor. kinyas da kayra da kendilerinden kaçtıkça kendilerine yaklaştılar. ve belki de bu yüzden, kitap bitince ben de biraz sustum.
Kinyas ve KayraHakan Günday · Doğan Kitap · 202535,3bin okunma