dru

Ağzımda dağılan şarabın buruk tadı aspiratörün cılız ışığıyla aydınlanan dağılmış mutfakla bir uyumsuzluk içerisindeydi. Günler önce patlamış olan avizenin ampulünü hâlâ değiştirmediğim için ya muma ya da bu şekilde aspiratörün ışığına mahkum kalmıştım. Yeni piştiği için sıcak olan soslu makarnamı kaşık yardımıyla çatala dolayarak ağzıma götürdüm. Damağıma yayılan tat en pahalı yemeklere bile bedeldi. Uzun ve ince saplı kadehten bir yudum daha alacağım sırada evdeki o sağır edici sessizlik tok bir vuruş sesiyle dağıldı. Gece saat on iki sularıydı ve koca İstanbul’da böyle bir saate yanıma gelecek tek bir yakınım olmaması içimdeki korkuyu ve tedirginliği aniden dışa vurdu. İçtiğim bir yudum şarap midemde kora dönüştü. Ayaklandığımda üzerimdeki hırkanın kumaş sesi bile kulaklarıma gürültü olarak geldi. Koridorun karanlığına adım attığımda duvardaki aplikleri yakarak az da olsa karanlığı kırmaya çalıştım. Kapıya yaklaştıkça, dışarıdan gelen o soğuk enerji tenimi bir duman gibi sardı. Parmaklarım soğuk metal kilide uzandığında bir an duraksadım. Nefes alışverişim hızlanmıştı. Nefesimi tutup kilidi çevirdiğimde kapı iniltisi apartman boşluğunda yankılanarak aralandı. Eşikteki adamı gördüğüm an, ciğerlerimdeki tüm hava tek bir saniyede çekildi. Karşımda, üzerinde elli yıl öncesine aitmiş gibi duran gri bir takım elbiseyle yirmi beş yaşındaki babam duruyordu. Ama bu mümkün değildi! Babamın, küçükken annemden gizli karıştırdığım eski fotoğraflarından fırlamış ve gelmiş hâliydi. Benim kendimi bildim bileli bir telden fazla beyazı olan saçları, şu an aynı o fotoğraflar gibi simsiyah olmuş, sağ tarafına doğru taranmıştı. Burnumun direğini sızlatan o çok iyi bildiğim tütün kokusu bir anda antreye yayıldı. Elinde, üzerinde çocukluğumdan kalma bir amblem olan deri bir çanta
Edebiyat
Reklam
Zakkumdu o... Sevmesi bile dokunmadan öldürdü beni.
Edebiyat
Her zaman birbirlerini bulacaklardı ve bundan kaçışları yoktu. Kaderin gizli bir sabrı vardır. İplik iplik dokuduğu o ince bağ, her kopuşta yeniden örülür, her uzaklıkta yeniden gerilirdi. Onlar istemese de birbirlerinin adımlarına karışan toz, birbirlerinin nefeslerine sinen koku, birbirlerinin gözlerinde yankılanan fısıltı, hep bir çağrı gibiydi. Görmedikleri bir el, görünmez bir pusula, onları yüzlerini daima aynı yöne çeviriyordu. Birbirlerini bulduklarında içlerinde yıllardır saklanan boşluğun kapanacağını sanıyorlardı. Sanıyorlardı ki kavuşmak, eksik olan parçayı yerine oturtacak. Sanıyorlardı ki kucaklaşmak, bütün acıların üstünü örtecek. Ama hakikat çok daha keskin, çok daha kanatıcıydı. Çünkü buldukları şey geçmişin yaralarını sarmak değildi. Geçmiş zaten çoktan eskimiş bir kitaptı; sayfaları yırtılmış, satırları silinmiş, acısı donmuştu. Onunla barışmayı öğrenmişlerdi. Ama gelecek… Gelecek taptaze, el değmemiş bir kâğıttı. Ve her kavuşmaları o kâğıda kanla yazılmış yeni bir cezanın ilk satırıydı. Onlar buluştukça zaman eğiliyordu. Sanki Tanrı onların yan yana gelişini kaldıramıyor, gökyüzünü biraz daha daraltıyordu. Bir bakışları, bir aynanın çatlayışıydı. Bir kelimeleri, zincirlerin daha da sıkılışı. Bir susuşları, yeraltında kabaran bir fırtınanın uğultusuna eşitti. Kader inatla aynı oyunu oynuyordu. Onları birleştiriyor, sonra bedelini ağır ağır ödetiyordu. Her kavuşma, bir müjde gibi başlayıp ölüm gibi son buluyordu. Her sarılış, bir dua gibi fısıldanıp bir lanet gibi yankılanıyordu. Çünkü bazı karşılaşmalar şifa değil, ilenç taşır. Bazı ruhlar yan yana geldiğinde huzur değil, cehennem çağırır. Ve bazı insanlar, birbirlerine ait değildir birbirlerini sadece yok etmek için seçilmiştir. Ve sonunda anladılar. Birbirlerini bulmak, bir armağan
Başımı kaldırdığımda takıldı gözlerim, dolunaya. Yaydığı solgun ışık, karanlığın içinde gökyüzünü sessizce aydınlatıyordu. Oysa varlığı sandığımız kadar güçlü değildi, gecenin ortasında parlıyormuş gibi görünse de ışığı ona ait bile değildi. Etrafında sönük sönük parlayan yıldızlar vardı. Aslında her biri ondan katbekat daha güçlüydü ama insanların dikkatini en çok çeken yine de ay olurdu. Belki de sebebi basitti, o dünyaya daha yakındı. Ama çoğu kişinin unuttuğu bir şey vardı. En dikkat çekici olan ay bile ışığını güneşten alıyordu. Parlıyormuş gibi görünse de aslında yalnızca başkasının ışığını yansıtıyordu.
Alıntı