Bir anlığına bizi bu huzursuzluğa sürükleyen şeyin izini sürüp bulmaya çalıştım ama başaramadım. Saat kaçtan beri birbirimizden nefret ediyorduk? Çok uzağa, çok eskiye dayanıyordu; birbirlerini geleceğe doğru itip kakan, başkalarına yönelik, eski nefretlere. Rüzgârın bir dönüşü bizi barıştırmaya yetecekti de o rüzgârın kendi gelmesi gerekiyordu.
Neye yarar, Adam? Beni dinliyor musun? Adam, konuşsana. Bana yeniden güneşi uyandırmayı öğret. Devam etmeyi, ilerlemeyi, geçip gitmeyi kabul etmeyi öğret. İlerlerken güneşi uyandırmak çok zor, haksız mıyım Adam?
Yalvarırım, son kez soruyorum, bana yanıt ver: Büyükler güneşi nasıl uyandırabilir? Tek bir kez.
Büyümenin ne anlamı var? Ben istemiyorum. Hiçbir zaman istemedim. Ama zaman durdu, bense devam ettim. Aslında kimse başkalarının acıya katlanma gücünü bilemez. Bir tek yüreğimiz bilir. Bu neye yarar?
“Hayat bu. Unutmaya çalış. Kapa gözlerini. Dua etmeyi denesene?"
"Neye yarar? Bugün Tanrı'yla aram pek iyi değil."
"Neye mi yarar? Kaybeden sen olursun."
Doğruydu. Adam haklıydı. Tanrı'yla kimse savaşmazdı. Yanında Afrika'nın tüm filleriyle Tarzan bile. Tanrı fazlasıyla büyüktü, üstünlük hep ondaydı. Zaten hayatı çok güzel
yaratmıştı. Ağaçları, mavi göğü ve dalgalarıyla hamakta gibi sallanan, uçsuz bucaksız denizleriyle.
Yüreğim sıkışıyordu. "Tanrım, ciddi değildim. Yüreğimde sen olmazsan hayatın tadı kalmaz."